Çok katlı şatafatlı mezarlarımız ve yemek aşkımız

Başka illeri, ilçe ve köyleri bilmem ama Malatya genelinde gördüğüm durum ve manzaralar hep aynı.

Yemek yemek için her durumu fırsata çevirmişiz, hem de topluca ve törenle:

Cenin, ana rahmine düşer, hadi kutlayalım; yemek yeriz.

Bebek doğar, yemekle sevincimizi taçlandırırız.

Bebek, diş çıkarır, yemekle kutlarız.

Bebek yürür, yemekle kutlarız.

Her doğum günü yemekle kutlanır.

Çocuk, sünnet olur, yemek yeriz.

Okula başlar, yemek

Karne, takdirname alır, yemek

Diploma alır, yemek

Üniversite sınavını kazanır, yemek

Üniversiteyi bitirir, yemek

Askere uğurlarken, yemek

Askerlik bitince, yemek

İşe girince, yemek

İş yeri açılırken yemek

Söz kesilir, yemek

Nişan töreninde yine yemek

Evlenir, düğün yemeği yenir döke saça.

Evlilik yıl dönümleri yine yemekle kutlanır.

Araba alınır, ev alınır; yine yenir, içilir.

Yeni yıl ve bayram kutlamaları yemek üzerine kurulur.

Oruçlar bile ‘Hangi yemekleri pişirsem, hangi yemeklerden ne kadar çok yesem?’ sorularının uçuştuğu iştahla yüklüdür.

Haber niteliği taşımayan ya da reklama yönelik etkinlikler bile basına kahvaltı ve yemek davetleriyle habere taşınabiliyor.

Zayıflamak isteyenler bile işin uzmanlarına ‘Neler yemeliyim?’ sorusunu sorarlar. Neleri yememeliyim sorusunu soran bir tombul gördünüz mü? 

Galiba yemek yenmeyen tek önemli olay, boşanma…

İnsan ölür, yine yemek yenir. Öyle bir kere, iki kereyle de yetinilmez. Mevta toprağa verilip de yakınları eve döner dönmez yemeğe başlanır. Daha bunun üçü var, yedisi var, kırkı var, elli ikisi var, ölüm yıl dönümleri var…

Hadi öteki yemekler, sevinç yemekleri; peki, bu yas yemeklerine ne demeli? Yaslı insanların acılarıyla baş başa kalmalarına bile izin verilmez. Yemek derdine düşülür. Gelsin çaylar, gelsin yemekler… 

İlk üç gün taziye evine yemekler, komşular tarafından getirilir. Sonraki günlerde cenaze sahibine düşer, yemek işleri. Hele de ekonomik durumu iyi değilse, ocağına incir ağacı dikilir bu yemek geleneğiyle.

Yemek işleri bir türlü bitmez. Sırada mezar yaptırma yarışı vardır. Gerçekten bir yarışa dönüşmüştür mezar yaptırmak. Kim, anasına babasına daha görkemli mezar yaptıracak yarışıdır bu. Mezar yaptırılır da şerefine yemek yenmez mi?

Öyle köyler görürsünüz ki köy, evleriyle antik çağdan kalmış harabeye benzer. Ama mezarlıkları, üçer beşer katlı, şatafatlı mermer mezarlarla doludur.

Bu mermer mezar yaptırma sevdası, mevtanın ardında kalanların ekonomik açıdan belini bükmekle kalmaz. Bir de o mermerler hem doğadan elde edilirken dünyaya zarar verilir hem de doğayı taşlaştırarak toprağın canına okunur. 

Mevtanın kimlik bilgilerinin yazıldığı mütevazı bir baş taşı yetmez mi?

Sanırım “desinler” ve “yarışma”nın etkisi büyük bu işlerde.
Bu toplu yemek yarışları ve mermer mezar süsleme yarışları sona erer mi bir gün?


Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Üye değilseniz hemen üye olun veya giriş yapın.

banner40

banner45

banner57

banner39

banner44

banner56