Arguvan, seni uzaktan sevmek, aşkların en güzeli (1)




ELLER SÜRMÜŞ HOZAN ETMİŞ; GIZ, BEN SENİ ALIR MIYIM? 

 Bir ağustos sıcağında, Yazıhan yol ayrımından sağa, Arapgir- Arguvan yoluna dönüyoruz.Kuruçay’dan, Tohma’dan geçiyoruz. Yazıhan yolunun iki yanındaki kayısı bahçelerinin güzelliği, yeşilliği kayboluyor.  Göz alabildiğine sapsarı tarlalar. Ekinler biçilmiş; tarlalar, sapsarı hozan.  Aklımdan bir Arguvan türküsü geçiyor hozanları görünce: “Çalı mıyım, çalı mıyım?/ Ben çalının dalı mıyım?/ Eller sürmüş, hozan etmiş/ Gız, ben seni alır mıyım?”

         Malatya’dan elli kilometre kadar uzaklaşmışken, bu kez Arapgir yolundan sola dönüyoruz. Arguvan yoluna girer girmez de yol çalışmasıyla toz duman içinde kalıyoruz. Boşuna yakılmamış: “Arguvan’ın yolu tozdur, dumandır!” türküsü. Bir süre araba, hem yavaş hem de hoplaya zıplaya ilerliyor. Tozdan çevremizi zor görebiliyoruz. Sonra kurtuluyoruz tozdan, asfalt başlıyor. Arguvan’a doğru ilerlerken, sağdaİsaköy’ü tabelasını görüyoruz.

 ARGUVANLIYSAN SAKLANACAKSIN

  Uzaktan uzağa nasıl da severiz Arguvan’ı. Bir zamanlar, adını anmaya çekindiğimiz Arguvan. Tanışmalarda, adımızın ardından ilk soru “Nerelisiniz?” olur ya. Arguvanlı olduğumuzu söylediğimizde, biraz cüzamlı muamelesi görür gibi olurduk. Hemen bizi teselliye girişirdi karşımızdaki: “Olsun, insanın iyisi iyidir.” derdi. Arguvanlı olmak, bir suçmuş gibi. Bu hafifletici, teselli edici söz, karşımızdaki, Sünni ise Alevi için söylenirdi. Hani: “Alevisin, kötüsün; ama bana uyum sağlarsan Alevi olman senin için olumsuz bir özellik olmayacaktır.” anlamı taşırdı. Son yıllarda, Alevi olduğumuzu biraz daha rahat söyleyebiliyoruz biz yetişkinler. Çocuklarımız, gençlerimizse, Alevi olduklarını, hâlâ rahatlıkla söyleyemiyorlar, hatta gizlemek zorunda kalıyorlar.

 İLÇE HAVASI YOK ARGUVAN’DA

 Arguvan’ın merkezine girişte başlıyor köy havası. Hatta antik çağdan kalma bir ören yeri görünümünde sağdaki göçükler. Toprak kayması denen yapısal yıkım, koca tepeyi yarmış götürmüş.

İlçe havası yok burada. Köy evlerinden sonra solunuzda Hükümet Konağı var. Hükümet Konağında Kaymakamlık, Adliye, Defterdarlık,  İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü ve kütüphane konuçlanmış. Hükümet Konağının bahçesi geniş, bakımlı, çimenli, ağaçlı. İki tane de büyük değirmen taşı konmuş bahçeye, süs olsun diye.  Milli Eğitim Müdürlüğünde, sehpanın üzerinde dergiler duruyor. Hani buraya gelen konuklar, şöyle bir karıştırıp bıraksınlar diye. Bunlardan birini, Arguvan Olgusu adlı dergiyi karıştırıyorum. Arguvan’ın Germişi (Ermişli) köyünden Şair Arife Kalender’le yapılan bir röportaj, dikkatimi çekiyor. Bu güzel, içeriği zengin röportajı, sonuna kadar zevkle okuyorum. Sonra, Milli Eğitim Müdürlüğünün penceresinden çevreye kuşbakışı bakıyorum.

 Arguvan’ın güneyinde ve güneydoğusunda yeşil renkten eser yok. Buradan görünen araziler, sapsarı hozan. Arguvan’ın içinde de sonradan yetiştirilen genç ağaçlar var zaten. Öyle asırlık ya da yarım asırlık ağaç göremezsiniz. Heyelandan dolayı arada bir yer değiştirmek zorunda kalan ilçenin, asırlık ağaçlarının olmasını da beklemiyoruz.

 HER ŞEY TAMAM DA BİR MÜZE EKSİK

 Hükümet Konağından ilçe merkezine, kuzeye ilerlerken sağda Arguvan Lisesi; lisenin yanında daArguvan Atatürk İlköğretim Okulu var. Arguvan Lisesi’nin pansiyonu da var. İki okulu da ziyaret ediyorum. Okul idarecileri, öğretmenler ve öğrenciler oldukça ilgili ve kibarlar. İlköğretim üçüncü sınıfta okuyan iki minik kız öğrenci, bana rehberlik etmek için yarışıyorlar.

 Atatürk İlköğretim Okulu’nun koridorunda bir masanın üstünde eski eşyalar sergilenmiş. Yün çorap, ellik, orak, gaz lambası, gaz ocağı, çıra, bakır tabaklar, eski paralar, kömür ütüsü…Arguvan’ın, olmayan pek çok şeyi gibi bir müzesi de yok sanırım. Müzenin varlığını duymadım. Hani, denir ya “fıstık yeşili eksikti.” Benimki de öyle oldu. Sanki Arguvan’ın yaşamsal önem taşıyan her ihtiyacı karşılanmış da bir fıstık yeşili eksiği kalmış. Ben de tutmuş, müze niye yok, diyorum.

        BOL PLAKETE KARNIMIZ TOK

   Hasan Basri Kılıç’ın Arguvan’da olanlar ve olmayanlar listesi geliyor aklıma ister istemez.  Basirimahlasını kullanan Hasan Basri Kılıç, Arguvan’da olmayanlar:  Hastane, pastane, sinema salonu, tiyatro salonu, spor salonu, düğün salonu, mandıra, müzik dışında sanatlar, spor, otel, çocuk evi, yaşlı evi, kültür evi, saz yapım atölyesi, gazete, kavga, terör, düşmanlık… diyor. Bunlara birkaç olmayan da ben ekleyeyim: Müze, kadın ve çocuk sığınma evi, öğretmen evi, hamam, radyo (internet gazetesi ve radyosu değil).

  Arguvan’da olanlar: Yoksulluk, ağıt, göç, nüfus azalması, eğitim- öğretimde başarı düşüklüğü, kuraklık, su sorunu, yol sorunu, yetersiz itfaiye, konukseverlik, hoşgörü, barış, kardeşlik, kirlenmemiş bir doğa, umut ve bol plaket…  diye sıralıyor Hasan Basri Kılıç.

Arguvan’daki Atatürk İlköğretim Okulu Müdürü Askar Doğan’la tanışıyoruz. Hasan Basri Kılıç’ınve Ali Kılıç’ın şiirlerinden; Erhan Yılmaz’ın türkülerinden söz ediyoruz. Okuldan çıkarken arkamdan bir bayan öğretmen sesleniyor: “Karahöyüklü bir öğretmen gelmiş diyorlar. Siz misiniz?” diyor heyecanlı ve sevinçli. Kendisinin de Karahöyüklü olduğunu, benim de Karahöyüklü olduğumu duyunca tanışmak istediğini söylüyor. Zehra Alman, cana yakın, güler yüzlü bir öğretmen.

 Not: Devamı var.

 MALATYA -2010      [email protected]

Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Üye değilseniz hemen üye olun veya giriş yapın.

banner40

banner45

banner57

banner39

banner44

banner56