ARPALARIN BİÇİLMESİ… DOĞDUĞUM GÜN…
O gün sabah yatağımdan telefonun sesiyle uyandığımda işime bayağı geç kaldığımı fark ediyorum. \"Aman sende o kadar da önemli değil geç kalmak” diye seslense de kayıp bir ses, ben bundan utanıyorum…Bu durum epeydir olağan bir şey gibi.Artık alışmışım sabahları erken kalkmamaya. Yine de kendime kızıyorum, aldığım ilaçların bu olumsuzluğa yol açtığını bile bile...Hemen kalkıp, elbiselerimi aceleyle giyinip, lavaboda elimi yüzümü yıkıyor ;.”Off be uyanıyorum galiba” diye de uyur uyanık sayıklıyorum kendi kendime…
İşte bir gün daha başlıyor.Anadolumuzun güzel ve tarihle içiçe girmiş bir kentinde arkeolojik kazıdayım...Yine aynı rutin işler; kazı evi, kazı alanını ziyaret…Sonra öğlen yemeği, akşama da akşam yemeği yenilecek, üzerine de sıcacık bir iki bardak çayın ardından, almayı unutmadığım ilaçlarımı içecektim kendimce belirlediğim bir saatte...Sonra biraz kitap okuyacak, ardından da yatacaktım.Bir günün öyküsü buydu benim için.
Nerden bilebilirdim ki beraber çalıştığım arkadaşlarım bana sürpriz hazırlayacaklar!...
Hiçbir şey fark etmemiştim.Günlük koşuşturmacalar; kazı alanından gelen ekip üyeleri yemeklerini yedikten sonra bir-iki saat dinlenmelerinin ardından , bilgisayarların başına geçmiş o günkü kazıdan elde edilen sonuçları ortak bilgi ağına giriyorlardı. Hepsi sesiz ve dikkatli birer öğrenci gibi, ödevlerini hazırlıyorlar, son kontrollerini yapıp, objeleri restorasyon-konservasyon bölümüne veriyorlar.Onlar için yoğun olan iş temposu, benim için hep olağan geçecekti kazının son haftasına kadar.Son hafta benim en yoğun günler olacak gibi…Eser envanteri, raporlar, eserlerin müzeye teslimi, depo kapatma vs..vs…
Öncelikle şunu da belirtmek gerekiyor ki, bu ekibin çalışanları sanki uzun süredir bir arada yaşamış bir aile.Bu günün benim doğum günüm olduğunu “Facebook” diye internetteki siteden öğrenmişler, bunu ben nereden tahmin edebilirim…Ben ki, yaşamında doğum gününü bile tam bilemeyen birisi olarak, doğum günü mü kutlayacaktım!... “Yok be ne doğum günü! Ben bilmem ki asıl doğum günümü” Zaten kimse de hatırlamaz.Ben de bu duruma hiç üzülmem, niye üzüleyim ki! Ancak içten içe ne zaman doğduğumu, anamın çektiği ağrıları…İsmimin konuluşunu…Hep merak etmiş, sadece bunu içimde yaşamıştım.
Dedem yazdırmış nüfusa bizleri; ağabeyim, ablam ve beni doğduğumuzdan seneler sonra yazdırmış… Hepimizin yaşları birer yaş büyüktür kafa kağıdında! Onun için de hangi ay hangi gün doğdum bilemiyorum.Böylece de yaz aylarından birisi benim doğduğum gündür.Çünkü anamın dediğine göre “Arpaları biçmeye başladıklarında” dünyaya gelmişim bir yaz sıcağında… Arpalar bizim memlekette Haziran’ın sonları ile Temmuz’un başlarında biçilir.Eskiden Orak ya da tırpanla biçerlermiş, şimdi de biçerdöverle.Hadi gel çık işin içinden! Bu yıl da Haziran’ın hemen ortasında biçilmeye başlandı arpalar.Bir önceki yıl ise daha geç. Benim yaşam sürecimde arpanın ve arpa biçmenin önemi büyüktür aslında! Doğduğum an…Mutlu, sevinçli ya da hüzünlü yaşam sürecim arpaların biçilmesiyle başlamış oluyor, haksızmıyım bu deyimi kullanmakla…
Akşam yemeği yenildikten hemen sonra kazıdaki gençlerden ikisi çamaşır ipi üzerine beyaz bir çarşafı perde olarak tutturuyorlar, ben “Film mi seyreyleyeceğiz yoksa” diye düşünürken, ışıklar kapatılıyor…Bana doğru biri yürüyor, elinde tuttuğu, üzerinde mumların yandığı baklava kutusunu önüme indiriyor, ben otomatiğe bağlanmış gibi, hiç düşünmeden üflüyorum mumları.Birden alkış kopuyor.”İyi ki doğdun” sesleri alkışlara eşlik ediyor.”Hepinize çok teşekkür ederim, sağolun” diyorum. İçim doluyor, “Yahu arkadaşlar yapmayın, şımartmayın bu yaştan sonra beni” diyeceğim ama diyemiyorum bir türlü.Sözcükler boğazımda öylece düğümlenip kalıyor.Hemen bana getirilen baklavayı ikrama başlıyorum…Biraz duygularımdan sıyrılmak istiyorum, ancak olmuyor.Gözlerim buğulanıyor, göremiyorlar loş ışıktan bu durumumu….
Birden çamaşır ipine asılmış perdeye görüntü yansıyor, altta “Gurbet” türkülerinden birisini de fon yapmışlar.Önce ekip arkadaşlarını kazıdan gelen objelere benzetip bir giriş yapmışlar, ardından benim kazı alanında, gezmelerde, yemekte… çekilmiş resimlerimle ve arada kazımızı hiç yalnız bırakmayan “Özay Ağabey” in hüzünlü bakışlarıyla harmanlanmış bir sinevizyon gösterisi izliyoruz… Muhteşem bir sürpriz…Aklıma gelemeyecek bir hediye benim için.İşte o zaman ekip arkadaşlarımın gözünde ne kadar özel olduğumu anlıyorum..
Defalarca teşekkür ediyorum.O kadar mutluyum ki anlatamam.İşte o an…Evet, İşte o an benim için coşku, güzellik ve dostluk…Bütün bunların harmanlandığı yerdeyim, daha ne isteyebilirim ki!... Bir tek çocuklarım yanımda yok, bir de onlarla paylaşabilseydim bu güzellikleri, o zaman daha da bir sevinç denizinin içinde bulacaktım kendimi.
Onlara bir şey açıklamak istiyorum; “Arkadaşlar biliyor musunuz bu benim ilk kutladığım doğum günüm!...” İnanmıyorlar önce, “Hayır şaka yapıyorsun” diyorlar birbiri ardınca.. “Yok yok arkadaşlar inanınki bu ilk…”
İşte o zaman anlıyorum, dosta, arkadaşa, cana-canana değer vermenin bir yolu da onu küçük sürprizlerle mutlu etmektir…İnsan yaşlanmasını kutladığı gibi, sevinç veya hüznünü de kutluyor, bu da benim için böyle.. Bir yandan mutluyum bir yandan da hüzünün içinde hissediyorum kendimi…
Bu zamana kadar doğum günümü kutlamamıştım ya da kutlamadılar…Aklımızdan da böyle bir düşünce geçmedi.Ancak ben aklıma estikçe, çocuklarımın doğum günlerinde hangi ay, hangi günde doğduğumu merak etmişimdir hep.Hatta anama defalarca sordum, “Anacım bu arpalar niye her zaman aynı günde biçmeye başlamıyorlar” diye…Arpalar..Arpa Orağı…Arpa destesi…Harmanda arpanın döğenle ezilmesi, yığılması ve savrularak tanelerin samandan ayrılması…
Ben bir olgun arpa destesiyim aslında, hangi gün biçildiğimi, harmana getirildiğimi düşünmeme kararı aldım kendimce…Bu akşam beni unutmayan arkadaşlarım-çocuklarım…Bana arpaların ne zaman biçilmeye başlandığını öğrettiler.Bundan sonra ister erken , ister geç biçilsin, “Aman bana ne” diyeceğim, arpalar ne zaman mı biçilmeye başlandı; “Ben doğduğum gün” diyorum, kafa kağıdım da ne yazılmışsa yazılmış inanmayacağım….Bu böyle biline…