Azzet Bibi: “Kötü yola düşürmüşler, 20 guruşa gidiyi…”

Çoktandır birlikte çıkmıyorduk gezilere. Bu kez Azzet bibiyle Malatya’nın Beydağı eteklerinde dolaşmaya karar veriyoruz.
Malatya’nın Cemal Gürsel Mahallesi’ndeyiz sabahın seherinde. Bu mahallede belediyenin temizlik işçilerini pek gördüğümüz yok; ama sokakları tertemiz, demeye kalmadan sokağı sulayıp süpüren bir genç kadınla karşılaşıyoruz. Az ötede iki yaşlı kadın, boş alana rüzgârın getirdiği kâğıt ve poşetleri topluyorlar. Ellerine eldiven takan bu iki yaşlı kadın, yerdeki çöpleri ellerindeki poşetlere biriktirerek çöp bidonuna atıyorlar.
Herkesin kapısının önünü süpürdüğü, kapı önü sohbetlerinin, bir demlik çayın paylaşıldığı, imeceyle yorgunluğunun zevke dönüştürüldüğü sokalardayız.
Boş alanlara; hatta yol kenarlarına bile islimden çıkan kayısılar serilmiş. Serginin yanında tahta sedir üzerinde toparlanıp sarılmış yatak duruyor. Gece sergi böyle bekleniyor.
Serginin yanındaki bahçede kadınlar, islimlenmiş kayısının çekirdeğini çıkarırken, bu işleme Malatya’da ‘patik’ deniyor, asmanın gölgesindeki gençler  kahvaltı ediyor. 15- 16 yaşlarındaki kızlı erkekli bir grup genç, Adıyaman’dan gelmiş Malatya’ya kayısıda çalışmaya. Aileleri, Malatya’daki aileye emanet edip başka işte çalışmaya gitmiş.
Sıcakta herkes serinleyecek yer ararken, gezip eğlenecek değişiklik peşindeyken bu çocuklar, ekmek derdine düşmüşler, diyorum Azzet bibiye. Azzet bibinin suratı asılıyor.
Kadınlar; sıcaktan, eğilerek çalışmanın neden olduğu bel ağrısından, düzenli gelir getiren bir işlerinin olmamasından yakınıyorlar.

İmam Bey, Dilek ve Cafana yakınlarındaki bahçelerinden toplanan kayısıların Cemal Gürsel Mahallesi’ndeki bu evin bahçesine taşındığını… Ev ortamında patik yapmanın çalışanlara rahat ortam sağladığını… Geçen yıl Malatya’da kayısının az olduğunu; ama yine üretici olarak kendilerinin kazanmadığını… Bu yıl da bol olan kayısının fiyatının yerlerde süründüğünü söylüyor.
İmam Beyin eşi Fadime Hanım, aslında kayısıdan elde edilen gelirin, masrafları ve harcanan emeği karşılamadığını… Dalda kalan meyveye kıyamadıklarından bu kadar eziyete katlandıklarını… Toptancının silme usûlü kayısıya kilo başına elli kuruş, seçme usûlü de seksen kuruş verdiğini… Üreticiden iki üç liraya alınan kuru kayısının tüketiciye on- on beş liraya satıldığını… Asıl vurgunu, aracıların gerçekleştirdiğini… Eskimalatya’da ise kayısının kilosuna yirmi kuruş teklif ettiklerini… Bahçe sahiplerinin de yirmi kuruşu duyunca, kayısımız yere dökülsün gübre niyetine, dediklerini dile getiriyor.
Azzet bibiye bakıyorum, sıcaktan bunaldı da bu kadar öfkelendi diyeceğim; ama henüz sabahın erken saatlerindeyiz, asmanın da altındayız. Azzet bibi, dişlerinin arasından adeta tıslıyor: “Yeri gedek çağam yeri… Mişmişi yola düşürseler gine neyise. Mişmişi kötü yola düşürmüşler dert sohasıcalar. Kilosu yigirmi guruşdan gidiyi, aha bu mişmişin. Böyük böyük adamlar, masa başında kayısıyı gelişdirme procesi hazırlıyılar. Bir çuval laf ediyiler, aha sonuç bu. Mişmişin kilosu yigirmi guruş olursa, mazotun litresi de üç buçuh lira olursa… Ooooooyyyy, sebebin gözü kör ola! Kimler kötü yola düşürdü Malete’nin mişmişini? diyor.
Sultan KILIÇ     



                 

Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Üye değilseniz hemen üye olun veya giriş yapın.

banner40

banner45

banner57

banner39

banner44

banner56