Sultan KILIÇ
Milli Eğitim Bakanlığı’nın hayata geçirdiği uygulama sonrasında öğrenciler okula şapka takarak gidip gelmeye başlar. Her okul kendi kılık kıyafetini belirleyerek şapka giyilmesini sağlar. Okula şapkayla giren öğrenciler, ders zili çaldıktan sonra bunları çıkartarak sınıflara girer. Şapkası olmayan ya da şapkasını evinde unutan öğrenciler okul binasına alınmaz.
Atatürk ‘ün 25 Ağustos 1925′te, Kastamonu İnebolu’ya yaptığı bir gezide başına şapka giyip “Buna şapka derler” diye halkı şapka giymeye özendirmesinden sonra, 25 Kasım 1925′te Şapka Giyilmesi Hakkındaki Kanun çıkartılıp dini değeri olan giysilerle sokakta gezilmesi yasaklandı.
Şapka Giyilmesi Konusundaki Kanun, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) kabul edildi. Kanun, 28 Kasım’da yürürlüğe girdi. Bu kanunun bir uzantısı olarak şapka takmak, okullarda da mecburî hale getirildi. Böylelikle tüm okullarda öğrenciler belirlenen şapkaları takmaya başladı.
Şimdinin yetişkinleri, bir zamanların zorla şapka giydirilen öğrencilerinden birkaç anı:
SİMİT UĞRUNA ŞAPKADAN OLMAK
Celal K. Rıfat:
“O zamanlar ortaokulda, okul şapkası giyme zorunluluğu vardı. Mutlaka pazartesi sabahları, okul giriş kapısında kontrol yapılır, saçları uzun olanlarla, şapkasız olanlar okula alınmazdı. O gün ben yeni aldığım rugan kunduralarımı giymiş ve okul şapkamı elime alarak okula gelmiş, kapıdaki kontrolden rahatça geçmiştim. Fakat pek çok arkadaşım ya saçtan ya da şapka giymemekten okula alınmamışlardı.
Ben bu arkadaşlarıma şapkamı, bir simit karşılığında okulun yan tarafındaki sınıf penceresinden aşağıya atacağımı söylemiştim. Kabul edenlere de şapkamı pencereden defalarca atarak simitleri bedavaya getiriyordum. Benim şapkam, bu şapka atma tutma tekrarlanarak yedi sekiz arkadaşımı kurtardı. Ama sonunda şapkam geri gelmedi ve ders zili çaldı.
Şapkamın akıbetini teneffüste öğrenebildim. Şapkamın, sınıftan aşağıya attığım sırada müdür yardımcısı tarafından görülerek alındığını ve odasına hapsedildiğini öğrendim. Bedava simitleri kazanmış; ama bir şapkadan olmuştum.
Günlerce planlar kurduktan sonra, müdür yardımcısının odasında olmadığı bir gün, eksik mazeret teskerelerini tamamlayarak odasına girdim. Odada diğer müdür yardımcısı vardı. Teskereleri ona vererek koridorda yere düşürdüğümü söylediğim şapkamı böylece kurtardım.”
İsmail Hakkı:
“Yaşı 50’nin üzerinde olanlar hatırlayacaklardır. Ortaokul ve liselerde pantolon, ceket ve kravatın yanında bir de şapka giyme zorunluluğu vardı. Siperli, sarı kurdeleli, lacivert renkli. Ön tarafında sarı metalden bir bröve. Tam bir askeri öğrenci şapkası.
1966 yılında liseye başlamıştım. O şapkayı giymek ortaokulda sorun olmamıştı; ama lisede herkes gibi bana da zor geliyordu. Komik göründüğüme inanıyor, özellikle de kızların gözünde bu şapkalarla yerin dibine geçtiğimize inanıyorduk.
Okulun bahçe kapısına kadar giymeyip elimizde taşıyorduk. Bu garip şapka uygulaması sonra kaldırıldı da kurtulduk.”
ŞAPKASIZ GİREMEZSİN OKULA
Gülen Elçi:
“Sokakta bile gözaltındaydık. Öğretmenlerimiz özellikle de idareciler, sokakta şapkasız gördüklerinde ertesi gün idareye çağırıp bir güzel azarlayarak tehdit ederlerdi.
Öğretmenlerimizi, idarecileri gördüğümüzde şapkayı başımıza geçirir, hazır ol durumuna geçer, sağ kolumuzu dirsekten kırıp omuz hizasına getirir, sağ elimizin parmaklarını bitiştirerek şapkamızın siperine dayayarak gözlerimizi karşımızdakine diker, onun önümüzden geçip gitmesini beklerdik.
Bir genç kız olarak o bitmez tükenmez zaman boyunca utancımdan yerin dibine geçerdim, ne yalan söyleyeyim. Hiçbirimizin, ailelerimiz de dâhil, bu komik, gereksiz; hatta ekonomik ve duygusal şiddeti sorgulamaya ne aklımız ne de cesaretimiz oldu.
Şapka koltuğumuzun altında, gözler pusuda korkarak giderdik okula. Bahçe kapısında başımıza kondururduk şapkayı utanarak.
Güzel görünmeye en fazla taktığımız bu dönemde sanki biz kızları çirkinleştirmek için icat etmişlerdi bu şapkayı. Kendimi demiryolu hareket memuru ya da gece bekçisi gibi görüyordum şapkayı tepeme oturttuğumda. Şapkayı evde unuttuğumuzdaysa okula alınmıyorduk.
Sıramızın içine tıktığımız o iğrenç şapka ile beynimizin algılama merkezi arasında bir bağ olduğunu mu sanıyorlardı bu yöneticiler? Yoksa anlamsız inatlarının kurbanı bir genç nesli mi harcıyorlardı kaprisleri uğruna?”
Necati Güngör:
“1937 tarihli fotoğraflarda şapkalı öğrenciler görmeniz olağan; çünkü ortaöğretim öğrencileri şapka giyiyordu. 1937 tarihinde Malatya'da Atatürk'ü karşılayan öğrenciler şapkalıdır. Bu modelin Alman okullarında okuyan öğrencilerin kıyafetlerinden örnek alındığı güçlü bir olasılık.
Ben 1969-1970 öğretim yılında Malatya Turan Emeksiz Lisesi'nden mezun olduğumda şapka giyiliyordu. O yıllarda okuyan öğrencilerin ortak anısı, şapkayla okula giren öğrenciler kapıda nöbetçi öğretmen tarafından denetlenir; şapkasızlar okula sokulmazdı. Önceden şapkayla giren öğrenciler sınıf pencerelerinden şapkalarını aşağı atar, bunları yakalayan şapkasızlar da içeri girme şansını elde ederdi.
Öğretmenlerimizden yalnızca Osman Şahin nöbetçi olduğu zamanlarda rahat soluk alırdık. Osman Şahin, şapka kontrolü yapmaz, bakar; ama görmezden gelirdi şapkasızları. Böylece gülünç durumlara yol açmazdı.
Bizden sonra ne zaman kaldırıldı şapka? Orasını anımsamıyorum. Ama İstanbul'dan Malatya'ya geldiğimde yeğenlerimin de şapkasının olduğunu anımsıyorum. Sanırım, yetmişli yıllarda da vardı öğrenci şapkası. Manifaturacı ve kuyumcuların bulunduğu yerde Ermeni bir şapkacı vardı, ondan alınırdı şapkalar.
(Bir de ilk yıllarda memurlara "şapka avansı" verilirmiş, şapka çok pahalıymış. Bu avans, maaşlarından taksitle kesilirmiş.)
Doğrudur, 1926'ların memurlarının şapka giyme zorunluluğundan değil de; sivil vatandaş olarak şapka giyebilmeleri için böyle bir olanak tanınmış olmalı. Malatya'da bizim çocukluğumuzda memurların hemen hepsi fötr şapka giyer, halktan insanlar da kasketi tercih ederdi. Çünkü kasket daha ucuzdu. Fötr dışardan getirildiği için pahalı olması olağan. Kasketi yerel terziler de yapardı; ama fötr üretimi yoktu. Mahallelerde fötr giyen pek az insan olurdu; zenginler, ağalar, mağaza sahipleri...”
İhsan Özçelik:
“Okula şapkasızlar alınmaz... Kravatsızlar alınmaz... Saçı normal kesilmeyen alınmaz... Ceketsiz alınmaz... Kravat takmamak için gömleğin üstüne giyilen yelek ya da hırka ters çevrilirdi… Saçı uzun olanların sınıftaki kontrolde saçları makasla kesilirdi... Benim de saçımı müdür kesti... Ben de inadına kestirmedim ve saçım uzayıncaya kadar mürekkep sürmüştüm...
Bir başka seferinde de usturaya vurdurdum saçımı... Beni gören iki arkadaş da usturaya vurdurdu... Daha önce ayrı sıralarda oturmamıza rağmen üçümüz de kapının yanındaki sıraya oturduk... Psikoloji dersine gelen bir dişçi vardı, adı Ertan Şensü idi... Kapıyı açınca ilk bizi görmüştü... Hoca bize bakınca gülmesini zor tuttu... Bütün sınıf ise kıs kıs güldü... Hoca bize, rahatsız oluyorsanız çıkın, dedi... Biz de yok, hocam biz dersimizi dinleyeceğiz, dedik... Ne güzel günlerdi! Anımsaması bile gülümsetiyor ve o anı yaşatıyor insana…
Biz üç arkadaşın saçları kararıncaya kadar sınıfın en uzun adamı Erkan Devecel, avucunun içine mürekkebi doldurur ve yukarıdan tepemize şaplak atardı. Üst baş mürekkep olurdu. Alnımızdan aşağı mürekkep akardı. Gülüşür gider yüzümüzü yıkardık...”
ŞAPKA BİLET MİDİR?
Ceketinin üç düğmesinden biri kopmuş diye derse alınmayarak sokağa atılan lise öğrencilerinin, düğmesi eksik diye anlatılan dersi anlamayacaklarını mı düşünüyordu öğrencilere bu işkenceyi yapan müdür yardımcıları?
Saçı yarım santim uzun olan erkek öğrenciler; saçını ensesinden değil de azıcık yukarıdan, tepesinden bağlamış olan kız öğrenciler içeri alınmazdı. Siyah değil de gri çorapla geldiği için derse alınmayan kız öğrenciler, sokağa atılınca daha mı iyi insan oluyorlardı?
İlkokullardaki mendil kontrolü gibi. O mendil, ütülü olacaktı; yani kullanılmayacak, göstermelik. Askerin teftiş fırçası örneğindeki gibi. Sivil halkın, bürokratların maddi ve manevi sıkıntılarının pek çoğu, korkudan anlatılamamış, yazılamamış… Sözlü tarihle aktarılagelmiş, her baskı yönetiminde olduğu gibi.
O iğrenç şapkayı da sırf okulun kapısından içeri alınabilmek için yanında taşımak, bir genç için işkence değilse nedir? Şapkayı göster, geç. Maça ya da tiyatroya biletle girer gibi okula da şapkayı göstererek girmek…
Askeri tek tipleşmeye, anlamsız kuralcılığa, sorgulamadan tapan bir kesim ne yazık ki hâlâ bu ve buna benzer saçmalıklara taparcasına sarılıyor hem de sosyal demokratlık adına.
Not: Fotoğraflar, Malatya Valiliğinin Malatya Kitaplığı Kültür- Sanat Dizisi 4 ‘Zaman Siyah Beyaz Akarken Malatya’ adlı kitaptan alıntıdır.