Büyük Millet Çalıştayı
Türkiye’nin sorunlarının çözümü ve geleceği için birçok çalıştaylar yapılıyor. Kamuoyuna açık olanları olduğu gibi özel ve kapalı alanlarda yapılanları da bulunuyor. Bu çalıştaylarda ortaya konulan metinlerle millet adına çözümler seslendiriliyor. Türkiye’nin son yüzyıllık tarihini ele alırsak bu dönemin millet adına, millet için ama millete rağmen ortaya konulan düşüncelerin hâkim kılınmaya çalışıldığını görmekteyiz. Aydınlar, siyasetçiler, ağalar, burjuvazi, şeyhler belli bir alanda hâkimiyeti ele geçirmiş kim varsa milletin sesi olmak adına fermanlar yayımlamakta, öneriler sunmakta, düzen kurmakta ve düzen yıkmaktadır. Milletin sesi olmak iddiasında olanların, milletin sesini değer verdikleri dinledikleri ve anladıkları söylenemez. Bir gün bu topraklarda bulunan köy, ilçe ve illerden temsilcilerin katılımıyla gerçekleşecek bir çalıştay olsa alacakları kararlar ile mevcut yapılan çalıştaylarda çıkan kararlar arasında nasıl bir benzerlik ve karşıtlık olurdu diye düşünmek gerekir. Acaba Büyük Millet Çalıştayı toplansa ne kararlar alırdı. Bu kararlardan bazıları şunlar olabilir miydi?
1- Millet olarak medeniyetlerin beşiği bir bölgede bulunmaktayız. Bazılarımız burada yerleşik bazılarımız ise göçlerle bu yere yerleşmiş bulunmaktayız. Farklı medeniyet birikimlerinin kesiştiği yerde bu gerçekliğe yabancılaşarak hareket edilemez. İnsanlığın derin vicdanı ve geleceğini kurma arayışında ortaya koyduğu bu birikimler bizim için geleceğimizi kurmada temel veriler sunmaktadır.
2- Egemen güçlerin sözü ve iradeyi bizlere bıraktıklarını iddia ettikleri sistemin artık gerçek sahipleri olmak istiyoruz. Yeni cumhuriyetin “sizi padişahtan kurtardık, meclise kavuşturduk” sözlerinin arkasındaki hakikati biliyoruz. Bizleri kavuşturduklarını iddia ettikleri düzen ile adaletin, özgürlüğün, paylaşımın yapılmadığını görüyor ve yönetimin yeni tekeller elinde toplanarak sürdürüldüğünü görüyoruz. Millete rağmen yönetimi bizim adımıza ellerine alan insanları istemiyoruz. Kimse bizim adımıza konuşmasın. Bizim vicdanımızın, kalbimizin ve aklımızın sesini duymak isteyen zaten bizi bulur, dinler ve anlar. Ancak bizi dinlemeyen, anlamayan ama bizim sesimiz olduğunu iddia eden şarlatanlar artık sahneden çekilmelidir.
3- Beraber kurduğumuz cumhuriyette yaşamaya bizlere haram eden zihniyetin deşifre edilmesi acildir. Bir zamanlar bu topraklar “emin” bir yurt bilinerek insanlar geliyorlardı ve misafir değil ev sahibi gibi muamele görüyorlardı. Bu topraklar barışın zemini, birbirinin varlığından dolayı emin olacakken, sınıfsal bir yapı, çelişki ve çatışma olmaması gerekirken, burada yaşamayı, nefes almayı, söz söylemeyi, düşünmeyi yok etmeye çalışan sistemle yüzleşilmelidir ve yıkılmalıdır. Perde gerisinde, gizli, yeraltı, derin güçlerden ne varsa hâkimiyet araçları ellerinden alınmalıdır.
4- Korkularla insanların esir alındığı bir düzende yaşıyoruz. İslam, Alevi, Laik, Kürt, Hristiyan, Ermeni, Rum gibi bu ülkede din ve dil olarak ne kadar farklılık varsa hepsini birbirine karşı tehditmiş gibi gösteren sistemin oyunlarından bıktık. Tüm bu unsurlar ortaya çıkan medeniyetin ana unsurları iken, medeniyet düşmanları birlikteliği kıskandı ve bize oyun oynadı. Bizde bu oyunlara alet olduk. Oysa halkın gerçek iradesinde böylesi bir çatışma bulunmamaktadır. Korkular oluşturup düzen hâkimiyetini sürdüren güçlerin bu tertiplerine boyun eğilmemeli ve boşa çıkarılmalıdır.
5- Biz birbirimizi çok iyi tanıyorken birileri çıkıp bizi yeniden tanımlamaya çalıştı. Bu milletin her kesimine ve bölgesine isimler taktı. Onların niyet ve düşüncelerinden bahsetti. Millet olarak bazılarımız aslında ortak düşmanlarımızın bizi anlattığı gibi anlamaya çalıştık. Birbirimiz hakkında bildiklerimizi unuttuk. Onların verileri ile birbirimizi tanımladık. Bu suni, yalan, sahte tanımlamaları bir an zihnimizden, kalbimizden atmalı, temizlenmeli ve arınmalıyız. Birbirimizi bir komşu, ticaret ortağı, hemşehri, akraba iken tanıdığımız tanıyalım, konuşalım.
6- Bu ülkede yaşayanların canları, malları, kültürleri, dilleri, dinleri güvence altında olmalıdır. Son yüzyılda bütün bunlara yönelen saldırılar son bulmalıdır. Ölümlerimiz düşmana karşı değil kardeş kavgasında veya devlet teröründen olmaktadır. Mallarımız yağmalandı, evlerimiz yıkıldı, sürgünlerde toprağa serildi. Kültürlerimiz inkâr edildi, dayatılan kültür zorla yaşatılmaya çalışıldı. Dillerimiz susturulmaya çalışıldı, öğrenilmesi, konuşulması ve yazılması yasaklandı. Dinlerimizin ibadethaneleri yıkıldı, dinlerimizin öğrenilmesi, öğretilmesi engellendi. Namusumuzun bekçisi olduğunu söyleyenler bu güçler ilk fırsatta namusumuzu kirletmeye çalıştı. Bu devlet bizim olmalıdır, bizlerde tüm bunlara güvence vereceğiz, birine yönelecek saldırıyı alkışlamayacak, kendimize yönelmiş gibi engelleyeceğiz ve mücadele edeceğiz.
7- Hâkim güçlerin büyük ittifakı var. Derin veya açık güçler şimdiye kadar millete karşı büyük işbirliği yaptılar. Onların bu işbirliği karşısında ezilen, horlanan, ölen, acı çeken, sömürülen biz olduk. Bu ittifaka karşı Büyük Millet İttifakını öneriyoruz. Bu ittifak oluşmazsa yarınlarımız umutlu, adaletli, özgürlüklü olmayacaktır. Mal, beden, nefis üzerinden sömürü çarkları işlemeye devam edecektir. Zulümlerin adı ve uygulayan kurumları değişecek. Millet buna dur demelidir. Bu gidişi durdurmalıdır. Yarınları kuracak irade bizlerde bulunmaktadır. Bu irade sadece bu ülke için değil tüm insanlık barışı, adaleti, özgürlüğü, emeğin bölüşümünü içermektedir. Bunların sorumluluğunun farkında olarak harekete geçmeliyiz.
Evet acaba bu millet ne derdi? Büyük Millet Çalıştayı ülkenin iradesini ipotek almaya çalışıp bildiriler yayımlayanlara karşı en güzel cevap olacaktır. İçinden çıkılmaz, çözülmez gibi görünen her sorunun çözümünü ortaya koyacak, her yaranın sağaltımını yapacak ve geleceği kurmada güçlü bir irade ortaya koyacaktır.