Gitme; Alevi’sin, Kürt’sün, solcusun vururlar seni


Malatya’nın Çırmıhtı (Yeşilyurt) ilçesine bağlı Pirpirim köyünden Er Eren Özel, Maraş’ta askerliğini yaparken gözünden giren tek kurşunla yaşama veda etmişti. Askeri yetkililerin, intihar etti ifadesine Özel ailesinin tepkisi üzerine bir başka erin Eren Özel’i vurduğu söylenmişti.
Eren Özel’in cenazesi, Pirpirim köyünde toprağa verilmiş, cenazeye Eren’in askeri birliği yetkililerince gönderilen çelenk, köy halkı tarafından yakılmış, köyün kadınları da artık köyümüzden asker alamayacaksınız, oğullarımızı ölüme yollamayacağız, diye basın aracılığıyla tepkilerini duyurmuşlardı.
Eren Özel’in amcası Mahmut Özel ve annesi Zeynep Özel, Malatya 2. Ordu Komutanlığına giderek yetkililerle görüşmek istemişler; ancak yetkililer, acılı şehit ailesini görmeye nizamiyeye gelmemiş, aileyi kendi ayaklarına çağırmışlardı. Bunun üzerine Şehit Eren Özel’in amcası, Eren’in tabutuna örtülen bayrağı öperek nizamiyedeki askere vermiş ve yeğeninin öldürülmesi aydınlatıldıktan sonra bayrağı kabul edebileceklerini söylemişti.
Sultan Kılıç, Pirpirim köyüne gitti. Eren Özel’in ailesini ziyaret etti. Özel ailesiyle, akraba ve komşularıyla görüştü. Eren’in ailesi ve akrabalarıyla Eren’in mezarını ziyaret etti. Eren Özel’in mezarını ziyaretleri sırasında anne Zeynep Özel’in ağıtlarını mektuplaştırdı. İşte o ağıt mektup:
Nedense hep bebekliğini hatırlıyorum bugünlerde. Kara gözlerin, tombul beyaz yanakların, alt çenende iki dişinle gül goncası gibi gülen ağzın… Hep bebekliğini hatırlıyorum bugünlerde nedense…
Eren, askerde vurulmuş, dediklerinde Pirpirim döndü, Malatya döndü, Beydağları döndü, Fırat nehri döndü… Ben, hepsinin altında kaldım. Yavrum, sen hepsinin altında kaldın. Boğazıma bir taş, göğsüme koca bir kaya oturdu. Soluk alamadım. Almak da istemedim.
Bebeğim soluk almayacaksa, Pirpirim sokaklarında yürümeyecekse… Gülen gözleriyle, anne ben geldim, demeyecekse… Sokağın başından dayeeeeee, halteeeey, aneeeey diye seslenmeyecekse…
Artık, yürüsem, soluk alsam, konuşsam neye yarar? Ayaklarım, her gün senin üstünü örten toprağa götürüyor beni. Soluğum, senin acınla ağıtlar söyletiyor bana. Göğüs kafesim dar geliyor senin acını taşımaya. Ölüm, beni de al, götür Eren’ime diyorum. Duymuyor sesimi.
Eren’im, babasız büyüdü. Eren’im okula çoğu gün aç gitti. Eren’im çocukluğuna, gençliğine doymadı. Gitme, dedim; Eren’im gitme. Sen daha küçüksün; vururlar seni. Sen Kürtsün; vururlar seni. Sen Alevisin, vururlar seni. Sen solcusun vururlar seni… Sen daha çocuksun, vururlar seni…
Siyasi hükümlü babanı ziyarete cezaevlerine gittiğimizde itilip kakılarak kendiliğinden öğrenmiştin bu ülkedeki yerini. Bu ülkedeki değersizliğini…
Borcumu ödeyeceğim, dedin. Ne almıştın ki borcun olsun? Babanı elimizden alıp seni babasız bıraktıkları mıydı sana verdikleri? Borcun, babasızlığın mıydı? Borcun, okula aç gitmen miydi? Borcun, okulunu yarıda bırakarak ayak işlerinde çalışmak zorunda kalışın mıydı? Borcun, köyünü sevmen miydi? Borcun, aileni, komşularını, akrabalarını, ülkeni sevmen miydi?
Gazeteci ablası, Eren’imin fotoğrafını güzel çek. Yaşamayı severdi, neşeliydi. Yavrum süslüydü. Güzel giymeyi severdi. Kefeni de güzel giydirdiler yavruma. Daha 19 yaşına yeni girmişti. Nasıl kıydınız yavruma, ben saçının teline kıyamazken? Nasıl vurdunuz gözünden, ben öpmeye kıyamazken? Askerim, çocuk askerim, anan öleydi yavrum…
Vatan sağ olsun, demiyorum. Benim vatanım oğlumdu. Vatanımı öldürdünüz işte. Daha niye diyeyim sağ olsun vatanım, diye? Öldürdünüz vatanımı. Ölüler sağ olur mu?
Eren’imi vurduranlar, sizin yavrunuz yok mu? Evlat sevgisi tatmadınız mı, hadi evlat acısı tatmadınızsa da. Siz hiç gözünden vurulan, yüzünün yarısı parçalanan yavrunuzu kucakladınız mı? Ben indim mezarına yavrumun. Yüzünün, parçalamadığınız yanını öptüm. Ellerini okşadım, öptüm ellerini. Yüzünün sol yanı yoktu yavrumun.
Yavrumu vurduranlar, kardeşi kardeşe vurduranlar, siz hiç yavrunuzu toprağın altına koydunuz mu? Çocuğunuzun üstüne toprak attınız mı? Yavrum, diyerek taşı toprağı kucakladınız mı? Ben artık, taşı toprağı kucaklıyorum. Eren’imin başucuna dikilen bir kalas parçasını öpüp okşuyorum. Artık, böyle yaşamak da istemiyorum…
Sultan KILIÇ 







    
 


Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Üye değilseniz hemen üye olun veya giriş yapın.

banner40

banner45

banner57

banner39

banner44

banner56