Kentin adı, Hititlerin Ankuva, Frigyalılar döneminde adının Ankyra, Türk-İslâm kaynaklarındaysa kentin adının Engürü olduğu rivayet edilir. Yöredeki ilk yerleşme merkezinin Anadolu’da ilk siyasal birliği sağlayan Hititler döneminden sonra, Frigyalılar, Lidyalılar, Persler egemenliğinde olan Ankara İ. Ö. II. yy.da Roma İmparatorluğu’na katılmış, Bizans döneminde, (395-1073), 1071’de Selçukluların Malazgirt zaferini kazanarak Anadolu’ya girmelerinden sonraki yıllarda Ankara, Bizanslılar ve Selçuklular arasında birkaç kez el değiştirdi. 1304 yılında İlhanlıların eline geçen Ankara, Osmanlılara ilk olarak Orhan Bey zamanında geçti(1356). Kısa bir süre için el değiştirdikten sonra 1. Murat tarafından yeniden (1360) alındı. Kurtuluş Savaşını TBMM’nin Ankara’dan yönetilmesi ile birlikte, savaşın en kötü günlerinde kendisine destek olan kenti, meclis 13 Ekim 1923’te başkent hâline getirdi.
Kurtuluş Savaşı ile birlikte farklı bir konuma gelmiştir. İşgale karşı Anadolu halkının mücadelesine ev sahipliği yapmıştır. Batıdan gelen işgal güçlerine karşı savunma hattını kurmak isteyen önder kadro Ankara’yı seçmiştir. Meclis-i Mebusan’ın kapatılması ile birlikte Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılması savaşın komuta merkezini buraya taşımıştır. TBMM önderliğinde kazanılan Kurtuluş Savaşı Ankara’nın millet için yeni bir merkez olarak değerini artırmıştır. Kurtuluş Savaşı’na önderlik eden başta Mustafa Kemal Atatürk Yeni Cumhuriyet’in merkezi olarak Ankara’nın başkent olmasını benimsediler. Lozan Barış Antlaşması 23 Ağustos 1923 tarihinde TBMM’de onaylanmıştır ve Yeni Cumhuriyet’in uluslararası alanda meşruiyeti kazanılmıştır. Tasavvur edilen Yeni Cumhuriyet’in temellerinin atılması zamanı gelmiştir. Ankara artık Osmanlı İmparatorluğu’ndan sonraki yeni inşa hareketinde yeni merkez olarak kabul görmeye başlamıştır. Kurucu kadro İstanbul’a taşınmamış ve kendine çizdiği yeni yolda hareket etmeyi uygun görmüştür. Nitekim Ankara 13 Ekim 1923 günlü bir TBMM kararı ile başkent olmuştur.
Ankara’nın başkent olmasını isteyen teklif sahipleri, gerekçelerinde Ankara’nın başkent olması için şu düşünceleri açıklıyorlar:1-Lozan tahliye protokolünden sonra işgal altında toprak kalmamıştır. Ülkenin bütünlüğü sağlanmıştır. 2- Türkiye’nin idare merkezinin seçilmesinin sırası gelmiştir. 3- Lozan’da kabul edilen ahkâm (Boğazlarla ilgili) nedeniyle ülkenin kuvvet kaynağını ve gelişmesini Anadolu’nun merkezinde, coğrafya ve stratejinin, iç ve dış güvenliğin gereklerini aramak zorundayız. 4- Ülkenin idare merkezi konusunda iç ve dış tereddütlere son vermek gerekir. 5- Bu merkezin Anadolu’da ve Ankara’da olması gereklidir. Tasarı, verilmesinden bir gün sonra 10 Ekim’de Anayasa Komisyonu’na (o tarihte adı Kanun-i Esasi Encümeni’dir) sevk ediliyor. Sonunda tasarı, TBMM’nin 27 numaralı kararı olarak 13 Ekim 1923 tarihinde kabul edilmiştir. Kararda şöyle deniliyor: “İsmet Paşa hazretlerinin... Teklif-i kanunisi üzerine Kanun-i Esasi Encümeni’nce tanzim olunan... Mazbata 13. XI. 1923 tarihli otuzbeşinci içtimain ikinci celsesinde okunarak aynen kabul edilmiş ve Ankara şehrinin Türkiye Devletinin başkenti olması ekseriyet-i azime ile takarrür etmiştir.” Cumhuriyet’in ilk yirmi beş yılında kültürel kurumlar ve alt yapı oluşturuldu. İkinci yirmi beş yılda ise bu kurumlar geliştirildi ve kökleşti.(Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, c. 13, S. 37, Mart 1997).
Ankara başkent olarak belirlendikten sonra Yeni Cumhuriyet’in toplumsal yaşam, kurumsal yapılarla model bir şehir olması öngörüldü. Bu kanunî dayanağı itibarıyla Anayasa’nın değiştirilemez hükümleri arasına konuldu. Cumhuriyetin tehlike konsepti içinde Ankara’nın başkentliliğini korumayı hedefleyen açık veya kapalı kararlar ve algılar her dönem etkisini devam ettirmiştir. Bunun için ilk olarak yapısal değişiklikler gerçekleştirilmeye çalışıldı. Önem ve konum olarak İstanbul’un taşıdığı itibarı kazandıracak, siyasî algı ve yapıyı her yönüyle taşımayı hedefledi. Kurulan bürokratik yapı Ankara merkezli anlayışın geleneğinin oluşması için hâlen devam eden merkezî yapı dayatması sürmektedir. Başkent olarak Ankara’nın seçilmesi ile şehirsel kimlik üzerinden tarihsel kopuş gerçekleştirilmeye çalışıldı. Yeni yapılar İstanbul’daki imparatorluk yapıları ile eşdeğerlik taşıyacak şekilde düşünüldü. Anıtkabir, TBMM, Çankaya Köşkü ve sonraları yapılan Kocatepe Camii bu eşdeğerlik yaratma çabalarının uzantısıdır.
Ankara Ankara, güzel Ankara!
Seni görmek ister her bahtı kara,
Senden yardım umar her düşen dara.
Yetersin onlara güzel Ankara.
Yurduma göz diken dik başlar insin.
Türk gücü orada her gücü yensin.
Yoktan var edilmiş ilk şehir sensin,
Var olsun toprağın taşın Ankara!
Mimari yapı elden geçirilmiş, dönemin hâkim Sovyet etkisi ile yapılaşma çalışması gerçekleştirilmiştir. Toplumsal yapı dönüşümü için müzikten sosyal alanlara kadar her yerde modern kimliklerin taklitçiliği temelinde bir benzeşme hedeflenmiştir. Bunda öne çıkan unsurlar, balolar ve müzik tarzı olmuştur. Cumhuriyet aydınlanması rol model şehir olarak düşündüğü Ankara’yı yeni dönemin numunesi olarak kurgulamak istemiştir. Tarihindeki İslâm geleneğini atlayarak temellendirmesini uzun dönem şehrin sembolü olacak Hitit Güneşi’nin sahibi olan Hititlere dayandırmak istedi.