KARDEŞLİK SÖZDEN ÖTEYE GEÇECEK Mİ?

İnsan ilişkilerini belirleyen ve anlam yükleyen bazı kavramlar vardır. İnsan var oluşundan beri yine diğer insanı- insanları tanımlamaya ve bir çerçeve içinde ilişkilerini belirlemeye çalışır. İnsan kendi türdeşini sahip olduğu inanç(İslam, Hıristiyanlık, Yahudilik, Hinduizm, Taoizm vb.), ait olduğu coğrafya(Türkiye- Almanya- Amerika vb.), akrabaları(kabile, ulus vb.), sahiplendiği dini düşünceler(mezhep, cemaat vb.) ve gerçekleştirmek istediği hedefler(ideolojiler) içerisindeki konumuna göre bir tanım yapar. Bu süreçte ait olmanın, paylaşmanın, dayanışmanın ve birlikteliğin ifadesi olarak kardeşlik kavramı ön plana gelir. Türkiye’de devlet, parti, cemaat, tarikat, etnik, aşiret ve ideolojik temelli sosyal ve siyasal yapılanmalar aidiyetleri- üyeleri kardeş olmak temelinde bir kavramsallaştırma- ifadelendirme çabası bulunmaktadır.  
 
Türkiye’de kardeşlik kavramı; devlet yapılanması içerisinde vatandaşlık kavramının içeriğini doldurmaya çalışılır. Devlet bu topraklardaki din, ırk ve dil farklılıklarını kardeşlik ilişkileri üzerinden bir arada tutmaya çalışır. Son 90 yıldır ise kendini dayandırdığı millet- ırktan hareketle diğer- öteki olan ırklar ile olan ilişkileri tanımlamak için kullanır. Aynı zamanda farklı din ve mezheplerin bu ülke ile olan aidiyetlerini temellendirmek için dile getirir. Cumhuriyet tecrübesinde bir arada olmanın zorunluluğu kardeş olmanın yüklediği sorumluluk alanı içinde yerleştirilmeye çalışılmıştır. Cumhuriyet yapılanmasında birliktelik sorunu yaşandığından yeni ilişki zemini aynı topraklar üzerinde yaşamanın ve kader birliği etmenin getirdiği yaşama ortaklığı üzerinden tanımlanmaya çalışılır.
 
Türkiye Cumhuriyeti’nin özelde kardeş ülke sıfatları yüklediği devletler vardır. Türki Cumhuriyetler özelde Azerbaycan kardeş ülke olarak zikredilen ülkelerin başında gelmektedir. İslam ülkeleri içerisinde ise kardeş ülke sıfatı en çok Pakistan ile ilişkilerde kullanılır. İran ve Arap ülkeleri bu tanımlamalar içerisinde değerlendirilmez.
 
Devletin güç merkezlerinin çok sık kullandıkları bu kardeşlik çerçevesinin pratiği noktasında teori ve pratik uyuşmazlığı her an karşımıza çıkmaktadır. Devlet kendi varlığına tehdit olarak algıladığı tüm unsurları sürgün, baskı ve tehcirlerle baskı altına almıştır. Ulusçuluk akımının yayılması ile birlikte bu topraklarda farklı milliyet ve dinlere mensup insanlara yönelik şiddet ve baskıyı temel alan politikalar ile hareket edilmiştir. Ermeniler, Yahudiler, Hıristiyanlar ve Rumlar olmak üzere yüzlerce yıl bir arada yaşayan insanlar tehdit algısı içinde değerlendirilmiştir. Malları ellerinden alınmış, topraklarından çıkarılmış, canlarına kast edilmiş ve sürgünlere uğratılmışlardır. Ama devlet erkleri onları kardeşlik hukukunu bozmakla suçlamışlar ve yapılanları bir ihanetin bedeli olarak ödetilmeye çalışmışlardır. Devlet sorgulayan, araştıran, hak ve hukuku arayanları, kardeşler arasına fitne sokmakla suçlamayı alışkanlık edinmiştir. Din ve ideoloji bağlamında kurucu ideoloji halen sürmekte olan baskılarla insanları kategorize ederek dışlamaya çalışmakta, varlık alanı bulmasını engellemeye çalışmaktadır.
 
İdeoloji sahipleri aynı paylaşımda bulundukları insanlarla hukuklarını kardeş olmak üzerinden gerçekleştirirler. Birbirlerine karşı sorumluluklarını kardeşlik hukuku çevresinde tanımladıkları fedakârlık, paylaşım, merhamet ve sevgi kavramlarla şekillendirirler. Bu kardeşlik hukuku en önemli varlık nedenidir. Kardeşler arasındaki bu hukuku korumak tüm ideoloji mensuplarının görevidir. İdeolojik adanmışlık içerisinde kendi birlikteliğini önemseyerek ve önceleyerek hareket ederler. Sınırları tayin edilmiş ilişkiler içinde kendi dışındakilere işbirliği- red etme tavırları çevresinde bir süreç belirlenir.
 
Modern zamanların üretimlerinde olan ideolojiler özgür ve bağımsız bireyler yaratma iddiasında olsalar da pratikleri bu düzlemde olmamıştır. İdeoloji kardeşliği giderek daha bağnaz, ayrımcı, ötekileştirici bir hüviyete bürünmektedir. İdeolojiler çerçevesinde oluşturulan ve çoğunun savunduğu insanları sevme- kapsama savunusu boşa çıkmıştır. İdeolojilerin yapılanması olan örgütler kendileri dışında olanları benimsemezler. Örgütsel ilişkiler bağlamında onlara bir yer verilir. İdeolojilerin siyaset sahnesindeki argümanları olan partilerinde kardeşlik hukuku içinde hareket etmeye çalışılmakta ancak çıkarlar bu ilişkileri belirlemede temel rol oynamaktadır. İdeoloji merkezli örgütlenmeler taraftarlarını diğerlerine karşı kışkırtmakla, düşman muamelesi yaptırtmakla bütünlük sağlanması mümkün değildir.
 
Din kardeşlik bağını ilahi bir zemin üzerinden tanımladığı için en kapsayıcı ve etkili olanıdır. Dini mensubiyet peygamberlerden sonraki dönemlerde farklı siyasi ve dini ekoller çerçevesinde ayrışmalarla kendini gösterir. Cemaat, tarikat, mezhep ve diğer siyasi temelli tanımlamalar ön plana gelir. Güçlü olmanın ve varlığı korumanın yolu buradan geçer. Aynı davanın savunucuları olarak bu birlikteliği her zaman ve mekânda özerk ilişkiler ile ortaya koyarlar.
 
Türkiye’de dindarlar cemaat- tarikat temelinde yapılanmışlardır. Cemaatler kendi üyelerini kardeşlik noktasında ön plana koyarlar. Bir şehirde aynı cemaat üyeleri bu kardeşlik hukukunu bazı pratiklerle ifadelendirirler. Kendi cemaat üyelerinden alışveriş yapmak, çıkarılan gazeteleri almak, dergiye sahip çıkmak, televizyon kanalını izlemek vb. davranışlar üzerinden bu kardeşliği ifadelendirir. Diğer cemaat üyeleri veya tarikat mensupları ötekidir- diğeridir. Aynı dine mensup olmak kendi aralarında kalbi ülfet olmasına yetmez. Diğerini rakip, hatta bir düşman olarak görme eğilimindedir. Kardeş olmak ancak cemaat ve tarikat üyesi olmakla tanımlandırılır. Cemaat liderleri veya tarikat şeyhleri birbirlerine karşı sevgi ve saygı çevresinde kardeşlik duyguları beslemek şöyle dursun kin ve nefret tohumlarının ekilmesi için çalışmaktadırlar. Bazı tarikat ve cemaat liderlerin son zamanlardaki yaklaşımlarının kardeşlik hukukunun neresinde durduğunu iyi gözlemlemek gerekmektedir.
 
Türkiye’de cemaat- tarikat üyeleri arasında diğer ayrım noktası mezheplerdir. Dinin bir yorumu olan mezhepler, mensuplarınca savaşlara, kavgalara, iktidarlara malzeme kılınmıştır. Farklı mezheplerin varlığı iç ve dış güçlerce rahatlıkla kullanılagelen argümanlardan biri olmuştur. Aleviler- Sünniler olarak yapılmak istenen ayrımda olduğu gibi; Sivas, Başbağlar, Maraş, Malatya olaylarında olduğu gibi iddia edilegelen kardeşliği zedelemek için tertiplenen oyunlar belli seviyelerde etkili olmuştur. Başta İran’a karşı yapıldığı gibi Şiilik propagandası ile kardeşliğin hangi versiyonunun yaşandığı şüphelidir.   
 
Türkiye’nin varlığının ayrılmaz parçalarından olan farklı etnik yapıların birbirlerini algısı sorunludur. Yeni cumhuriyet tasarımında yaratılmaya çalışılan Türk ırkı diğerini dışlamaya çalışmıştır. Özellikle Kürtler üzerinden tezahür eden bu durum yeri geldiğinde belirtilen ve temel vurgu haline gelen kardeşlik iddiası ile tezat birçok anlayış ve pratik çıkarır. Dindar insanlar arasında bile yer yer ırkçı reflekslerin hâkim olduğu tavırlar sergilenmektedir. Kürt demek yabanıl, vahşi, bölücü, insan ve medeniyet dışı olarak tasvir edilir. Aynı durum yaşayan diğer etnik unsurların birbirleri hakkında gerçek dışı temellere dayanan düşünceleri ile kardeşlik unsurunun hiçbir öğesinin olmadığı yaklaşımlar sergilenir. Devlet bu algıların oluşması ve yaygınlaşması için gereken zemini oluşturur. Kendi tanımlamalarında teorikte sürekli bu kardeşlik hukukunu hatırlatırken, bürokratik işlerlik başta olmak üzere kurumlarda bu ayrımcılığın derin tezahürleri yaşanmaktadır.
 
Kardeşliğin bu topraklarda; manipülasyon aracı olmadan kullanılması ve pratiklerinin oluşturulması gerekmektedir. Devlet- cemaat tarikat- etnik yapı bu gerçekliği samimiyetle tartışmalıdır. Ama ne yazık ki bu tartışmanın tarafı olan unsurlar kardeşlik adına değil düşmanlık tohumları, kin ve nefret duyguları aşılamışlardır. Cumhuriyet tasarımı kardeşlerin birbirlerini boğazlaması ile şu ana kadar yaklaşık 100 bine yakın insan yitirilmiştir. Devlet bir ırkı, mezhebi, ideoloji temel almadan var oluşunu ifade edebilmelidir. Cemaat üyeleri kendi dışındakileri sözde değil pratikte kardeş olmanın ve kılmanın çabası içinde olmalıdır. Tarikatlar kendi dairesi dışındaki halk ve diğer tarikatları sevgi ve merhamet çemberi ile kuşatabilmelidir. Etnik yapılar ırkçı refleksle kapılmadan insana olma paydasında büyük buluşması gerçekleştirmelidirler.
 
Bu topraklar tüm insanların kardeş olduğu bir zeminde güçlenecektir. Kan davalarının, kin ve hasetlerin, dedikoduların ve merhametsizliklerin yaşandığı topraklar olmaktan kurtulmalıdır. Kardeşlik ikliminin ruhlarda vücut bulduğu ölçüde fıtratın sesinin daha yüksek çıkacaktır. Müslüman- Laik, Türk- Kürt, Sünni- Alevi, Sağ- Sol tüm ayrımları red ederek ortak paydalar olan insani değerlerin yeniden keşfedilmesi için çalışılmalıdır. Kardeşlik kavramı duygusal sömürü ve iktidar aracı kılınmadan ruhlarda, kalplerde ve akıllarda neşvünema bulmalıdır.
 

Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Üye değilseniz hemen üye olun veya giriş yapın.

banner40

banner45

banner57

banner39

banner44

banner56