


Çocukluğumuzun geçtiği mahalleler… Mahalle kültürü…Hiç unutamayacağımız çocukluk anılarımız…Bizim mahallemiz. Malatya’nın Taştepe Mahallesi…
İnsan mahallesinde kendini güvende hisseder. Mahallede yaşayanlar sanki bir ailedir…Babalar hepimizin babası. Analar hepimizin anası…Biz çocuklar herkesin çocuklarıyız. Mahallenin çocukları kardeş gibiyiz…Sevinçler, üzünçler hep beraber hissedilir, yaşanır…Boşuna dememişler mahallenin namusu…
******
İcra ettiği müzikle, kendine özgü yorumlarıyla sosyal medyada en çok beğenilen, paylaşılan, Türkiye Cumhuriyeti Kültür Bakanlığı tarafından “Halk Ozanı” sertifikası verilen, yurtdışından konser davetleri alan, beş yüze yakın söz ve müziği kendisine ait bestesi olan Müslüm kardeşimiz kimdir? gelin tanıyalım…
******
Yıl 1968-69 lar. Müslüm, Taştepe mahallesinden benim çocukluk arkadaşım. Yıllar sonra buluştuk, eski günleri yad edeceğiz. Bu günleri konuşacağız.
“Süleyman, senin kırmızı bir eşofmanın vardı iyi top(futbol) oynardın…Adın kırmızılı çocuğa çıkmıştı. Top benimdi, benim topumla oynardınız ama beni oynatmazdınız. Çok kızardım ben de top kale arkasına kaçınca topumu alır vermezdim…”
Müslüm beş kardeşin en büyüğü. Babası Malatya Arguvan ilçesi Çavuş köyünden anası ise Asmaca köyündendir. Babaları rahmetli Halil Amca, Tekel fabrikasında işçi olarak çalışır. Anaları ev kadınıdır.
SİMİTÇİ
Müslüm hem okur hem de çalışır. Müslüm gibi yine aynı mahalleden arkadaşlarımız İmam, Bektaş sabah saat 5:00 te kalkarlar, mahallenin girişinde köşe başındaki simit fırınından simitleri alır, öğlene kalmadan herkesin önceden belirledikleri mahallelerde satarlar. Müslüm, Fırat mahallesinde satar. Hem kendi harçlığını çıkarır hem de aile bütçesine katkı sağlar.
O yaşta simit tablasına yüzlerce simidi dengeli bir şekilde dizmek, üstelik kafa üzerinde taşımak beceri ve marifet ister…
Simit tablasının ağırlığı çocuk yaştaki arkadaşlarımızın kafalarında düzleşmeye neden olur, biz bunları fark ederdik. Hatta bazı arkadaşlarımıza “düz kafa” diye takıldığımız da olurdu.
******
Çocuk yaşta her işi denemiştir Müslüm, yeri gelir halde çalışır karpuz indirme yükleme, yeri gelir boyacılık yapar…
Hidayet İlkokulu’nu bitirir. Kubilay Ortaokulu’na devam eder. Atatürk Lisesi birinci sınıftan sonra yol gözükmüştür artık; doğru İstanbul…
İstanbul’a gurbete gelen Müslüm köylülerinin kot dikim atölyesinde ortacı olarak getir götür işlerini yapar. Kısa zamanda ütü yapmayı öğrenir. Aynı zamanda liseye devam eder.
Atölye de dikilenleri Gedik paşadan Mercana sırtın da taşır oradan kesilmiş kumaşları atölyeye sırtında getirir.
Dikim işine ve makineci lige meraklıdır. Ancak dikiş makinasını öğretecek kimse yoktur. Güvenip makinayı teslim etmezler.
Erken gelip temizlik yapması için atölyenin anahtarı kendisindedir. Sabahları kimse yok iken makinanın başına oturur denemeler yapar. Kendini geliştirir düz dikişi öğrenmiştir artık…
MEMURİYETE MÜRACAAT
Bu arada lise bitmiştir. Babası ve çevresi bir devlet işinde çalışmasının daha iyi olacağını tembih ederler.
Sık sık elektriklerin kesildiği, saatlerce gelmediği dönemlerdir. Gene elektriklerin kesildiği bir gün Müslüm Gedik paşadan atölyeden çıkar Sultanahmede doğru yürür orada Emniyet müdürlüğüne gider. Polis olmak istiyorum der. Kayıtlarını alırlar form doldurur.
Günler sonra mülakata çağrılır. Yüz seksen polis alınacaktır. Dört yüz elli kişi başvurmuştur.
Kendisinden önce mülakattan çıkanlar sevinçlidir.
Sorulan soruları bilmişler. Kimisine istiklal marşının iki kıtasını, kimisine Atatürk le ilgili sorular sorulmuştur.
Müslüm’ü çağırırlar kimlik kontrolünden sonra ilk soru sorulur.
SORULAR MÜSLÜM’Ü ÇILDIRTIR
“Türkiye’de pek bilinmeyen ancak Avrupa’da derece aldığımız spor dalı hangisidir?”
Müslüm eyvah der…düşünür hiçbir şey aklına gelmez. Başlamış bildiği tüm spor dallarını söylemeye Jüri heyeti “devam et Müslüm mutlaka birisi tutacak bulacaksın” Öyle bir durum oluşmuş ki jüri deki bayan el kol hareketi yaparak kopya vermeye çalışmış. Müslüm kopyayı alınca sevinmiş tamam şimdi bildim demiş “karate” Ancak doğru cevap “tekvandodur”.
İlk soruyu bilemeyen Müslüm’ün morali bozulur. İkinci soruyu heyecanla bekler.
Soru iki: Mersin yakınlarında geçen hafta batan gemi hangi yükü taşıyordu?
Bu sorunun da cevabını bilmiyordur. Sallamaktan başka bir çaresini bulamayan Müslüm narenciye ürünlerinden, sebze ve meyvelerden başlamış, gazdan, mazottan, petrolden çıkmış… artık Allah ne verdiyse Tüm çabalarına rağmen bu sorunun da cevabını bulamaz,
Doğru cevabın” demir” olduğunu öğrenen Müslüm morali bozuk bir şekilde odadan çıkar.
HEYET MÜSLÜM’Ü ÇOK SEVMİŞTİR
Ancak sorulan sorulara cevap vermek için iyi niyetle didinen, çırpınan, çaba sarf eden, heyecanlı, azimli Müslüm’ü jüri heyeti çok sevmiştir. Ve Müslüm Babasının deyimiyle sırtını Devlete dayamıştır artık…
Polisliğe adım atan Müslüm evlenir çoluk çocuğa karışır. Ülkemizin çeşitli yerlerinde görev yapar. Maceralarla ve başarılarla dolu bir memuriyet hayatı geçer. Bir üst amirliğe layık görenler olmuştur, görmeyenler olmuştur. Görmeyenler ağır basmıştır. Gerekçe” senin kırmızı çizgilerin varmış”. Bu duruma pek anlam veremeyen Müslüm, doğduğum yer kastediliyorsa yapılacak tek iş emeklilik dilekçesini yazmaktır diye düşünür. Emekliliği hak eden Müslüm bir dilekçeyle memuriyet hayatını noktalar.
İstanbul’da kısa süren ticari bir girişiminden sonra Akdeniz’in şirin kenti Mersin’e göçer.
ADIM ADIM HAYALLERE DOĞRU
Taa çocukluğundan beri hayalinde saz çalmak, türkü söylemek vardır. Zaman zaman babasına saz alması için taleplerde bulunmuş, her seferinde hayal kırıklığına uğramıştır. Bunun içindir ki babasına kızgındır.
Kot atölyesinde çalışırken aldığı ilk haftalıkla soluğu Şehzadebaşı’ndaki saz satan dükkânda bulur. Fakat sorun vardır. Aldığı haftalık ücretle saz almak mümkün değildir. Hüzünlü ve buruk bir halde dükkândan ayrılır.
Geri adım atmaz. Hırs yapmıştır, inat eder, sebat eder, parasını biriktirir ve sonunda amacına ulaşır. Sazı almıştır fakat nasıl çalacaktır. Saz nasıl çalınır? Nasıl öğrenecektir.
“Saz nasıl öğrenilir” isimli bir kitap alır, başlar okumaya. Artık işler yoluna girmiştir.
Emekli olması, Mersin’e yerleşmesi hayallerini gerçekleştirmesi için önemli bir adım olur. Bir taraftan doğduğu büyüdüğü yer olan Arguvan ağzı türkülerini çalıp söyler. Aşık Veysel, Mahsuni Şerif, Ali Kızıltuğ gibi Türk Halk Müziği sanatçılarının eserlerini okur.

Bunlarla yetinmez söz yazarlığına başlar. Besteler yorumlar peş peşe devam eder…
Bu eserlerini sosyal medya (Facebook-Müslüm Bozkurt ve Arguvan Sevdalıları sayfası- Youtube vb) ortamında yayınlamaya başlar.
TANINMIŞTIR, DAVETLER BAŞLAR
Kısa zamanda büyük beğeni kazanan Müslüm’ün eserleri binlerce müzik sever tarafından beğenilir paylaşılır. Klipler çekilir, televizyonlar da okunmaya başlanır. İspatı mı? Çok basit; Youtube’a Müslüm Bozkurt yazmanız yeterlidir.
Beş yüze yakın kendi eserleri olan Müslüm, Kültür Bakanlığı’na başvurur. Halk ozanı sertifikası alır.

Yurtdışından gurbetçiler konser için davet ederler. Bu ilgi ve alaka Müslüm’ü ve ailesini ziyadesiyle mutlu etmiştir.
DUY SESİMİ ARGUVAN
Sitemi vardır. Kendi yöresinden yani Arguvan’dan yeterli ilgi ve desteği görmemektedir.
Yerel yönetimler, vakıflar, dernekler, Demokratik Kitle Örgütleri öz be öz bu toprağın evladı olan MÜSLÜMÜ ben buradayım beni de görün diye eserleriyle sizlere sesleniyor…Duymak ister misiniz?
ANASI VE EŞİ İÇİN YAZDIĞI ŞİİR TÜM ANALARA GELSİN

ANAM GELDİ
Canım gülüm Güler Hanım
Bugün benim anam gelmiş
Asla kusur etmeyesin
Bugün benim anam gelmiş
Evin köşesinde oturt
İpek yorganlarda yatırt
Ne isterse alıp getirt
Bugün benim anam gelmiş
Anadır derdime koşan
Yokluğumda aklı şaşan
Görünce bağrına basan
Bugün benim anam gelmiş
Müslümü ana kuzusu
Olsun herkesin saygısı
Cennetin ana kapısı
Bugün benim anam gelmiş
EYMİR KÖYÜ
Arguvan elin de cennet bir yerde
Bir güzel bir güzel Eymir köyümüz
Karşılar insanı güzel yüzüyle
Bir güzel bir güzel Eymir köyümüz
Hele gidip görün Eymir köyünü
Çayının başında için suyunu
Ne güzel yapmışlar Kültür Evini
Bir güzel bir güzel Eymir köyümüz
Oğuz boylarından gelir ta kolu
Okumuş insanı aydını dolu
Aşık Bektaş Kaymaz köyün gururu
Bir güzel bir güzel Eymir köyümüz
Müslümüyüm seyret kızıl kayadan
Her tarafı yeşil bağ ile bostan
Çok hizmeti gördüm Eren Ersoy’dan
Bir güzel bir güzel Eymir köyümüz