Sizce de şaşırtıcı mı? Bugüne kadar bence de anlaşılmazdı; hatta tuhaftı. Anlaşılsa da anlaşılmasa da bu böyle. Tuhafsa da kabulüm. Artık doğal gelmeye başladı; anlayacağınız, kanıksamaya başladım bu durumu.
Çocukluğumda, Arguvan türkülerinin deryasındaydım. Arguvan türküleri, Arguvan ağıtları bize, ninni diye söylenmiş. Pir Sultan Abdal, Nesimi, Kaygusuz Abdal, Hataî, Karacaoğlan ve Âşık Veysellerle, bağlama ve curayla büyümüşüz. Bunu doğal görmüş, herkesi de kendi suyumuzdan içiyor, aşımızdan yiyor sanmışız.
Öğrenciliğimde klasik Batı müziğiyle tanıştım. Beethoven’i, Mozart’ı tanıtan, sevdiren hocalarım oldu. Gürer Aykal yönetiminde senfoni orkestralarını; Suna Kan’ı, keman konçertosuyla canlı olarak dinledim ve sevdim. Sonra, bu değerlere bir de Karadeniz türkülerini ekledim.
Karadeniz; türküleri, geçit vermez dağları, kıvrımlı yolları, bulutlarla yoldaş ormanları… Arısı, çiçeği, karı, yağmuru… Hırçın denizi, köpürüp coşan ırmakları… İşsizliği, yoksulluğu, ayrılığı… Aşkı, sevdası, kavgası, barışı… Dostluğu, isyanı, acısı, ağıdı… Umudu, umutsuzluğu, çaresizliği, kahroluşu… İnancı, yiğitliği, onuru, vazgeçişi, direnişi… Asırların acısını, göğünerek bir ince sızıyla yüreğinize akıtır. Asırların sıla özlemini, umutsuzluğunu, umudunu, kadere boyun eğişini, sevincini kemençeye içirir Karadeniz türküleri.
Arguvan türküleriyle özdeşleştiririm hep, Karadeniz türkülerini. Arguvan’ın Karadeniz’den eksiği, denizinin ve ırmaklarının olmayışıdır. Arguvan türküleri de alır götürür insanı, yüzyılların damıtılmış hüznüyle. İçinizde bir yerleri titretir, kanatır Arguvan ağıtları. Karadeniz’le Arguvan, yangın yeri ikizidirler kirpiklerin ucunda. Kendisi yanarken de yakar insanı. Hiçbir yangın, hiçbir dert, Karadeniz ve Arguvan türkülerinin sağaltıcı gücüne sahip değildir. Yaktıkça onarır yürekleri.
Arguvan türküleri hasret kokar. Özleyiştir, sevgiliden uzakta. Nasırdır ellerde. Konuktur hep dilinizin ucunda. Bir ince sızıdır yürekte. Kanar, kimselere görünmeden. Sessiz çığlıktır yazgıya, isyandır. Hafiften alaysıdır. İroniktir, en ustasından. Bağlamada inler, buluşurken perdede. Tezeneyi çatlatır tellerde. Türküler, Arguvan’dır, ağıttır mezar taşlarında. Toprağın özüdür türküler. Bir kendine kapanmadır, bastırılmış isyanların közüdür Arguvan türküleri. Arguvan’ın “Ülger doğmasın” türküsüyle Karadeniz’in “Cerrahpaşa” türküsü, aynı telde ağlaşır. Arguvan’ın bağlamasıyla Karadeniz’in kemençesi, aynı yürek kanamasında buluşur. Arguvan’ın “Yâre giden gemilerim yanıyor” türküsüyle İspanya’dan Rodrigo’nun “Gitar konçertosu”nu; Arguvan’ın curasıyla İspanya’nın gitarını buluşturan ne?
Arguvan’ın bağlamasıyla türküleri; Karadeniz’in tulum vekemençesiyle türküleri; İspanya’nın gitarıyla flamenkosu… Gönül telimizde benzer sızıları depreştirir. Üç koldan buluşur, bir ırmak olur. Aynı yatakta akar. Çağıldar gönülden gönüle Arguvan’ın bağlaması, Karadeniz’in tulumu ve kemençesi, İspanya’nın gitarı. Buluşur Kızılırmak olur, Yeşilırmak olur, Fırat olur Anadolu’nun kültürler yatağında. Gönülden gönüle sızı olur, ağıt olur, hasret olur, “yeter artık” olur, küsme olur, barışma olur, “terk etme beni” olur, umarsızlık olur, yakarış olur… Derinden, sessizce kanayan bir çift yürek olur. Sicim gibi akan gözyaşı olur.
İçin için yanar, dumanı tütmez. Yüce dağ başında, temmuz sıcağında kardır, yürek soğutan. Baharı, kışa döndürür çoğu zaman. Çiçeğin, en garibi, en kimsesizi, en boynu büküğüdür türküler. Yaşamın hoyrat elleriyle koparılan tomurcuklarıdır türküler. Alıp götürendir sevgiliyi, bilinmeyen diyarlara. Geri dönülmeyen yoldur türküler. Ölümün ve yaşamın özüdür. Anadolu’dur, insanın ta kendisidir türküler.
Arguvan’ı, İspanya’yı, Karadeniz’i aynı ırmakta çağlatandır türküler. Aynı nehirde buluşturup Anadolu’dan okyanuslara salandır. Türkülerden beslenseydi… Nasibini alsaydı türkülerden birileri de… Olmazdı sanırım “biz” ve “öteki” kavramı. Biz, onlar ve ötekiler kavgaları, ötelemeleri, dışlamaları… İşkenceler, sömürüler, kan gölleri, savaşlar… Türkülerden beslenseydiler olur muydu ikilik?
Anlaşılsa da anlaşılmasa da; şaşırtsa da şaşırtmasa da; kanıksansa da garipsense de… Ben, bir potada erittim. Aynı bulutta buluşturdum; Karadeniz’i, Arguvan’ı ve Rodrigo’yu.
.bmp)
(13).jpg)