Zaman geçtikçe insanın ne ve kim olduğuna dair tanımlamalar artıyor.
Halk, filozoflar, vahiy, sosyoloji, psikoloji, aydınlar, yazarlar, şairler ile diğerleri insanı tanımlamaya devam ediyorlar.
Düşünüyorum, o halde varım, diyerek insanın ancak düşünen bir varlık olduğuna işaret etmişti, Descartes.
Baş kaldırıyorum, o halde varım, diyerek isyanını içine bastıran ve çöken bir varlık tanımı yapmıştı, Camus.
Ve devam etti İnsan tanımları;
İnsan, yiyen, eğlenen, içen ve tüketen bir varlıktır, denildi.
İnsan, hazlarını- arzularını- isteklerini doyuran bir varlıktır, denildi.
Hükmeden, yöneten varlığa insan denir, denildi.
İnsan tanımları çoğaldıkça insanın pratikleri de çoğaldı. Çoğaldıkça insan daha çok parçalandı.
İnsan; çocuk- genç- yaşlı- erkek- kadın olarak ayrı ayrı muameleye tabi tutuldu.
İnsan; coğrafyasına, rengine, ırkına, diline göre değerlendirildi.
İnsan; mahallesine, şehrine, okuluna, kulübüne, derneğine göre değer verilir oldu.
İnsan; evlerine, arabalarına, giyimlerine, yiyeceklerine göre sınıflandırıldı.
İnsan; mülklerine, fabrikalarına, mevki- makamlarına göre yerleştirildi.
Parçalanan insanı ideolojilerin, şeytani düzen takipçilerinin, sömürü eksenlerinin, zulüm düzenlerinin, emperyal sistemlerin kullanması, pazarlaması, köleleştirmesi ve işi bittiğinde atması kolaylaştı.
Parçalanan insan, tutunduğu parçaların bütünün sadece küçük bir parçası olduğunu fark ettiğinde yapacak bir şeyi kalmamıştı.
Parçalanan insan, diğer parçalarını bulmaya çalıştığında bunları birbirinden uzaklaştırmak için akla hayale gelmedik işler- oyunlar çevrilmeye başlandı.
Firavuni siyasi sistemlerin,
Belami din adamlarının,
Karuni mülk sahiplerinin,
Hamani yargı- emniyet- asker ve sivil bürokratlarının,
Tapınak bekçisi âlimlerin,
Aklı ellerinden alınmış cahillerin,
Hakikati gizleyen münafıkların,
Hakikati az bir pahaya değiştiren bilginlerin,
Kaosun hizmetkârı fitnecilerin,
parçaladığı insan birleşmeyi bekliyor.
Oysa ki; İnsan bir bütündür, parçalanamaz.
İnsan; insandır.
İnsan; diğer insanlarla birlik içinde olduğu ölçüde insandır.
İnsan; kendisiyle, çevresiyle, mülküyle barış içinde olduğu ölçüde insandır.
İnsan; Allah’a Kul olduğu ölçüde insandır.
İnsan; söze- umuda- hakikate- adalete- özgürlüğe kavuştuğunda insan olandır.
Parçalanan insan bütünleşmeyi- birleşmeyi,
Kaosun içindeki yörüngesini kaybeden insan barışı,
Yönsüzlüğün girdabındaki insan Sırat-ı Müstakim’i,
Zulmün egemenliğindeki insan Adalet’i,
Arıyor.
Bu arayışın ortak ifadesi Tevhid’tir.
Tevhid; ancak insani varoluşun amacını tamamlayabilir.
Tevhid, ancak insanlığa adalet- özgürlük- barış getirebilir.
Tevhid, ancak parçalanan insanlığı bütünleştirebilir, birleştirebilir, barıştırabilir.
Tevhid, ancak dengeli, vasat ümmet üzere insanı bir çizgiye çekebilir.
Tevhid nedir?
Tevhid; La İlahe İllalah, Muhammedun Resulullah’tır.