Prof. Dr. Mustafa ÖZYURT 22. Dönem Milletvekili
Geçen günlerde Cumhuriyet’te Yüksel Pazarkaya’nın Almanya’da “Sosyal Demokrasi 150 Yaşında” (13 Ocak 2013) ve Ercan Karakaş’ın “SDP’nin (Almanya Sosyal Demokrat Partisi) 150. Yılı” (22 Mayıs 2013) başlıklı yazıları yayımlandı. İki yazının da ana teması, Almanya’nın en eski partisinin kuruluş felsefesi verdikten sonra Willy Brandt gibi efsane bir liderle, içten ve dıştan direnişlere karşı gösterdiği dengeli politikası övülmekte, iktidar ve muhalefet yıllarında geçirdiği değişimin ardından 22 Eylül 2013’te yapılacak seçimlerde başarı şansı irdelenmektedir.
Güzel bir rastlantı, 2013’te Türkiye’nin köklü sosyal demokrat partisi CHP’nin kuruluşunun da 90’ıncı yılını yaşıyoruz. (9 Eylül 1923) Bu ilişkiden yola çıkarak Türkiye’de işçi sayısının yok denilecek kadar az olduğu bir dönemde, CHP’nin de sosyal demokrat parti olarak kurulduğunu söylemek tarihi yanılgı olur.
1928 nüfus sayımına göre 13.460.270 olan ülke nüfusunun yüzde 75’i köylerde yaşıyordu. Sanayide çalışanlar nüfusun ancak yüzde 2.1’ini oluşturduğu bu sayıma demirci, arabacı dükkânları gibi küçük el sanayi yerlerinin de katıldığı kesindir. Cumhuriyet’in devraldığı sanayi İstanbul, İzmir, Bursa, Çukurova’da yer alan beş on yıpranmış dokuma tezgâhı ile devlet işletmelerinden başka, en küçük işyerlerinde çalışan 256.855 işçi, esnaf işyeri görevlisinden oluşur.(1)
Türkiye Cumhuriyeti, başlangıçta tam bir tarım ülkesidir. Aynı yıllarda kurulan CHP’nin ismindeki halk kelimesi ve altı oktan birinin halkçılık ilkesi olması yalnız çiftçinin değil, işçi ve dar gelirli kesimin partisi olduğunu da vurgulamak için bilerek seçildiğine hiç kuşku yoktur. Gazi Mustafa Kemal, partiye ortam hazırlamak için çıktığı yurt gezisinde Ocak 1923’te İzmit’te yaptığı konuşmasında “başka memleketlerde partilerin sınıf menfaatlarını muhafaza için kurulduğunu biliyoruz. Halk Partisi dediğimiz zaman, bunun içine vatandaşların bir kısmı değil, bütün milletin dahil olacağı… vs.’’ söylüyordu.(2)
Gerçi 1923-24 Türkiye’sinde sanayi yoktu. Patron ve işçi çatışması var denilemezdi. Perişanlıkta, cehalette halk bütünlüğü birleşiyordu. Derebeyi, eşraf köylü ve kasaba halkı arasındaki hayat seviyesi farkı baş döndürücü değildi. Ama liberal ekonomiyle gelişme başlayınca farklı sınıflar ister istemez doğacaktı. CHP karşıtları, uzun yıllar iktidarda olmasına karşın, siyasi felsefesini oluşturamadığı ve bu yönde bir çalışma da yapmadığı için çok eleştirir.
Kurtuluş Savaşı ve sonrasında, önceden çerçevesi çizilmiş, bir doktrin sınırları içinde kalmadığı doğrudur. Aslında ne Mustafa Kemal bir doktrin adamı ve ne de CHP kuruluş yıllarında bir doktrin partisidir. Bu yüzden partinin amblemini oluşturan altı ok, masada çizilmiş basit bir simge değildir.
15-20 Ekim 1927’de toplanan birinci kurultayda partinin cumhuriyetçilik, milliyetçilik ilkeleri genişletilirken laiklik ilkesinin de eklendiği görülür. 10 Mayıs 1931 tarihinde toplanan üçüncü büyük CHP Kurultayı’nda altıok; devletçilik, halkçılık ve inkılapçılık olarak tamamlandı. Aynı ilkeler 5 Şubat 1937 tarihinde ve 3135 sayılı kanunla anayasaya girdi ve uzun yıllar Türkiye Cumhuriyeti’nin siyasal ve toplumsal çizgisini oluşturdu.
Avrupa’da faşizmin, Sovyetler Birliği’nde komünizmin uygulandığı dönemde Türkiye’de çağın gidişine uygun, halkın gereksinimlerine yanıt verecek nitelikte bir siyasal kurum olarak CHP’nin şekillendiği görülür. Adı sosyal demokrat parti olarak konulmasa da CHP’yi kuranlar, yıllar içinde günümüz sosyal demokrat partilerinin benzeri bir siyasi kuruluşa dönüşeceğine inançları tamdı. Bu nedenle partideki değişim süreçleri de çok sancılı olmadı. En zor günlerinde bile onu destekleyen milyonlar hep varlığını korudu.
Sosyal demokrasinin oturduğu temel taşlarından eğitim, sağlık, adalet ve güvenlik CHP’nin başından beri üzerinden hiç ödün vermeden uyguladığı ana ilkelerdir. Sosyal kelimesinin bile ilk kez 1961 Anayasası’nda kullanıldığı siyasi sözlüğümüzden ve 1960 sonrası işçi sınıfının toplumsal ve siyasal güç olmasından cesaret bulan İsmet İnönü, 30 Nisan 1965’te Parti Meclisi toplantısında “Her şeye rağmen Halk Partisi, ortanın solunda durumunu muhafaza edecek ve bunu kimseye bırakmayacaktır’’(3) demek yürekliliğini gösterdi. İnönü, CHP’nin devletçilik ilkesiyle ortanın solunda bir ekonomik anlayışı, aynı ortak paydada buluşturuyordu. Ortanın solu deyiminin parti politikası olması bu konuşmadan bir yıl sonra 1966’da yaşanan partideki çekişmenin doğal sonucudur. Bu tartışmalarda başı çeken Bülent Ecevit’e göre “ortanın solunu, aşırı soldan ayıran çizgi, mülkiyet, miras hakları, özel teşebbüs hürriyeti ile kamu yararının dengesi üzerine kurulu Batılı anlamda demokratik oluşudur.’’(4)
Çalışanlarının çok yoğun olduğu bir sanayi devi Almanya’da bile Sosyal Demokrat Parti’nin tek başına iktidar olma şansını zorlayacağı 22 Eylül 2013 seçimlerinin arifesinde doksanıncı yılını kutlayacak CHP, neden güçlü iktidar seçeneği olmasın? Sosyal demokrat bir partinin beslendiği kaynak, öncelikle emeğiyle geçinen işçiler, memurlar, çiftçiler, emekliler, esnaf, işsizler ve üniversite gençliği Taksim Gezisi olaylarından sonra ortak bir noktada birleşebileceğini gösterdi. Seçim başarısı için işçiler dışında diğer seçmenlerin oylarına gereksinim duyan sosyal demokrat partiler, sınıf ötesi ittifaklar oluşturdukları olmuştur.
Gelin tüm sosyal demokratlar doksanıncı yılda bunu yapmaya çalışalım. 2014 yılında önümüze konulacak üç sandıktan yüz akıyla ve coşkuyla çıkacağımız sonuçlar almanın yolunu hep birlikte arayalım.
Cumhuriyet