YAYLARIMIZ

YAYLARIMIZ
 
 
Göçebe hayatı, Kürtler için olmazsa olmazlardandır. Eskiden hayvanların sırtında yapılan göçler, hem zaman kaybına  hem de daha eziyete neden  olurdu. Şimdi ise yayla yolları açılmış ve göçler ise eskisi gibi zor değil. Yaylaların havası ve yaşamı hepimizin hayatında yer etmiştir. Bir çoğumuzun yaylada geçen sınırsız anları ve özlemleri her yıl yeniden filizlenir.
 
Bu yıl üç defa yaylaya çıkma fırsatı bulduğum için kendimi şanslı hissediyorum. İlki mayısta mantar zamanı Şotik Boztepe Mezrasında Kacar Yaylasına çıktık. Yemyeşil otların arasında çağlayan suların şarkısı, her adım başı uçan keklikleri, hayatımda ilk defa kıskandım. Rengarenk çiçeklerin arasında ki bu yaşamı kim kıskanmaz ki?
 
Mantar toplamak yetenek ve tecrübe gerektirir. Benim rastlantı sonucu bulduğum mantarlar tesadüfte olsa beni boş göndermedi. Tabiat kendisini sevenleri ödüllendirecek kadar cömertti. Uzun bir yürüyüşten sonra tek çadır olan Mahmut Boztepe’nin çadırına doğru yöneldik. Çadırın kapısında  değerli dostumuz Veli,  bizi büyük bir içtenlikle karşıladı. Çeşmeden içtiğimiz buz gibi sular susuzluğumuzu gidere dursun, Veli’nin sobada yaptığı çayı, son damlasına kadar içtik. Yenen her şeyin tadı doğaldı. Yürüyüşten sonra dağ havasında yenen her lokmanın tadı ve yeri ayrıdır. İştahımız öylesine açılmış ki Veli’nin akşam için kaynattığı patatesleri de birer birer soyup hepsini bitirdik. Yeniden mantar toplamak için yeterli enerjimiz vardı artık.
 
Yayla denilince Yama dağı bende buradayım der. Bu yıl Drejan Şenliklerinin yapıldığı Çimen Yaylasına çıktığımızda yaylaların bizim yaşamımızda ne kadar değerli olduğunu bir kez daha anladım. Doğal güzellikleri ve buz gibi suları ile yaylalar insanın ömrünü tazeleyen yerlerdir. Tabi ki orada yaşamak öyle sanıldığı kadar da kolay değildir. Mal - davarla uğraşanların çektikleri eziyetleri küçümsemek aklın  karı bile olmazken, uğraş ve çabaları ne kadar karşılığını bulur buda ayrı bir konu. Yaylada herkesin yapacağı bir iş vardır. İnsan emeği ön plandadır. Sütlerin sağılması, peynir ve yağa dönüştürülmesi ve pazara sürülmesi sanıldığı kadar kolay değildir. Oraya gezmeye gidenlerle orada yaşayanların farkını görmek  ve bilmek gerekir.
 
Bilmem hiç fark ettiniz mi? İnsan dağa tırmanırken bedenin hafiflediğini hisseder. Bu durum hava basıncından mı , oksijen bolluğundan mı yoksa doğanın biz insanlara sunmaktan hep mutlu olduğu bir mucizesi mi bilinmez. Doğanın her hali bir mutluluk tablosu gibi karşınıza çıkar. Gurbettekiler için yayla piknik anlamına gelir. Her çeşmenin başında mangal izlerine rastlamanız mümkündür. “Filan çeşmede ne güzel rakı içilir” lafını sık sık duyarsınız burda. Bizde bu formülden yola çıkarak, Çimen Yaylasını aşıp Atmalı’ların göçtüğü Garip Yaylasına geçtik. İsminin Garip olduğuna bakmayın, orada hiç kimse garip değildir, kimse orada gariplik çekmez. Belkide asıl garip olanlar, yolu bu yaylaya düşmeyenlerdir. Kıl çadırların etrafında danalar, tavuklar ve köpekler sizi karşılar. Yaylada misafir olanların ayrı bir yeri vardır. Hüseyin İncesu bizleri oldukça candan karşıladı. Atmalı’ların misafirperverliği bilinen bir gerçek olsa da değişen dünyada değişen değerlerin halen güzelliklerini koruyor olması güzel bir duygu .
 
Dedik ya çeşmeler buz gibi. Orada içilen rakıların hesabı olmaz . Herkesin yüzünde, dostça bir aydınlık var. Yapılan sohbetlerde anıların ardı arkası gelmez. Çocukluk yıllarını orada geçirmiş olan Dedekarkın muhtarı Battal İncesu yüzünde geçmişin bütün aydınlıklarını görebilesiniz. Taşlardan, derelerden, çeşmelerden bahsederken gözlerinin içi parlıyordu. Her taşın yanında terk edilmiş anılar Garip Yaylasında tarihe karışmış bir çocukluk, kolay olmasa gerek.
 
Onbeş kişilik bir grup buz gibi çeşmelerin başlarında rakılarını yudumlarken mutluluk tablosunu da resmetmiş oluyorlardı. Hemen çadırların kurulduğu düzlüğün yamacındaki çeşme Garip Yaylasındaki çeşmelerden sadece biriydi. Küçük kılavuzumuz Rezzan’ın yüzünde her adımda bize yol göstermenin mutluluğu vardı. Çeşme ile çadırlar arasında mekik dokuyarak hizmetin aksamasına izin vermedi. Çeşme içine atılan sebzeleri kısa sürede soğutarak bize içtenlikle sunmayı bildi, tıpkı orada yaşayan insanlar gibi cömertti . Çeşmenin yamaca doğru akarken çıkardığı sesler, insanın ruhunu dinlendiren türkü namelerini kıskandırıyordu. Sanki akışında suların soğuk olduğunu anlatır gibi Garip Yaylasından uzak kalan gariplere sesleniyor gibiydi. Soğuk suyun başında ne sohbete, nede rakıya doyuluyordu. Çay içmek için Hüseyin İncesu’yun çadırında toplandık. Fatma yenge taze ekmek pişiriyordu. Ekmeğin kokusu her yerde güzeldir ama yaylada bir başka güzeldir. İnsanlar ekmeğe beklide bu yüzden hep saygılı davranırlar. Suyun güzelliğinden olacak çayın tadı ve kokusu taze ekmek ve peynirle buluşunca daha da doyulmaz oluyordu. Çaylar içildikten sonra yol göründü. Her kavuşmada  nasıl ki bir sevinç varsa  her ayrılıkta da  buruk bir hüzün vardır. Dostlarla vedalaşıp Garip Yaylasındaki güzellikleri yüreğimizde hissedip yola koyulduk. Güneş alçalmış hava daha da serinlemişti. Gecenin o güzel serinliğini yaşamak ve kıl bir çadırda uyumak kadar zamanı olmayan bizler, gerçekten birer gariptik. Garip Yaylasının güzel insanları ve doğal güzellikleri hafızamızda yer alırken çeşmenin berrak ve soğuk suyu sonsuza dek şarkısını söylemeye devam edecektir.
 
Yaylalar bizimdir, buzdur suyumuz.
Gariplikten gelir belki soyumuz,
Geceler yıldız dolar koynumuz.
Garip Yaylasına gelin garipler.
 
Kekliklerim öter sabah, seherde,
Çiçekleri açar renkler her yerde.
Bir nefes devadır, olunmaz derde,
Garip Yaylasına gelin garipler,
 
 
Rıza Parlak-13.07.2009
                                                                                    
 
 
                                                                 

Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Üye değilseniz hemen üye olun veya giriş yapın.

banner40

banner45

banner57

banner39

banner44

banner56